14 ŞUBAT 2013 PERŞEMBE
Sabah 7:30 gibi uyandım, Hande kalkana kadar IPAD ile vakit geçirdim, çeşitli yerlerden topladığım dergi ve broşürleri elden geçirip lüzumsuzları imha ettim. Saat 9:30 gibi Hande de kalktı, kahvaltı sonrası beraber çıktık, Hande bugün gece 20:30 a kadar okulda olacak hem asistanlığı hem de akşam dersi var. Ben bütün gün yalnız dolaşacağım.
Daha önce de bahsettiğim gibi Mayıs gezimizde Empire State’e hep beraber çıkacağımızı planlayarak, bugün Rockefeller Center’ın tepesindeki “Top Of The Rock” a çıkmaya karar verdim. Hande de oraya Can ile beraber çıkmak istediği için hava bugün güneşli ve açıkken fırsatı kaçırmamamı tavsiye etti. Okula kadar aynı metroyla gittik, ben orada hat değiştirip Rockefeller Center metro istasyonuna gittim.
Top Of The Rock, Rockefeller Center’daki GE
Building’in tepesinde yer alan New York şehrini tepeden seyretme merkezlerinden
biri. 70 katlı olan bu bina 259 metre yüksekliği ile New York’un 10. en yüksek
binası. Bu binanın tepesindeki Top Of The Rock 1 Kasım 2005 de ziyaretçilere
açılmış.
Detaylı bilgi için: http://www.topoftherocknyc.com/
Çıkış fiyatı 25 dolar, ancak 30 dolar verirseniz size 360 derecelik panoramada gördüğünüz binaların neler olduğunu tanıtan bir broşür ve de yukarıda çektirdiğiniz resimlerinizden birini hediye ediyorlar. Daha fazla resim almak isterseniz tanesi 15 dolardan satılıyor, lüks otellerdeki düğün fotoğrafları gibi..30 doları verip biletimi ve broşürümü aldım, fazla kalabalık olmadığından hemen ilk asansörde kendime yer buldum. Bu asansör 67. kata 42 saniyede çıkıyor. Çıkarken kulaklarınızda basınçtan dolayı bir tıkanma oluşuyor fakat kalıcı değil. Asansör hareket etmeden bütün ışıkları sönüyor, tepesindeki cam tavandan disko türü aydınlatma yanıyor, siz de çıkışı ve hızı tavandan izleyebiliyorsunuz.
67. kata çıkınca burada dört tarafı yüksek camlarla çevrilmiş bir izleme terası var. Burayı intihar ve kazalaları önlemek amacıyla yüksek korunaklı yapmışlar. Buradan çekilen resimler de arkadaki cam parladığından iyi sonuç alınamıyor. Fotoğraf çekmek için ideal yer 67.kattan başka asansörle çıkılan 70. Kat. Burası diğer katlara göre daha merkezde olduğundan kaza riski düşük ve camlar daha alçak.
Yukarıda 45 dakika civarında vakit geçirdim, dört bir yandan New York seyrettim, bol bol resim çektim. İki Türk gençle karşılaştık, ben onların, onlarda benim resimlerimi çektiler. New York’un çeşitli manzaralarından örnekler aşağıda:
| Empire State Building |
| Ellis Adası ve Özgürlük Heykeli |
| Manhattan'ı New Jersey'e bağlayan asma köprü |
| Central Park |
| 70. kattan 67.kat ve diğer NewYork City binaları |
Aşağıya inince Rockefeller Center’ın içindeki hediyelik eşya bölümünden Central Park manzarası ile çektirdiğim resmimi aldım. Resmi elinize basılı olarak vermiyorlar, mail adresinize onların denetiminde gönderiyorsunuz. Daha sonra Rockefeller Center’ın içindeki onlarca lokantadan birinde öğle yemeği olarak açık büfe salata yedim, aldığınız miktar tartılıyor ona göre ödeme yapıyorsunuz.
Yemekten sonra 46.cadde ile 5. Avenue köşesindeki Barnes & Nobles’a gittim, bir arkadaşın istediği CD yi sipariş etmiştik, gelmiş onu aldım, 34. Caddeye kadar yürüyüp metroyla Canal Street’e gittim.
Metrodan çıkıp doğuya doğru biraz ilerlediğinizde Çin mahallesi (Chinatown) ile karşılaşıyorsunuz. Çin mahallesinin ana caddesinde yürüdüm, Manhattan köprüsünün ayağının köşesinde bir Budist Tapınağı vardı, oraya girdim, fotoğraf çekmek yasak olmasına rağmen tek bir kare aldım.
| Manhattan Köprüsü Girişi |
| Budist Tapınağı |
| Sanki Pekin'deyim |
Little Italy, Çin Mahallesinin yıllar içerisinde büyüyüp yayılması sonucunda birkaç sokaktan ibaret kalmış, bende Çin Mahallesinden çok hoşlanmadığımdan, İtalyan mahallesinde Café Roma adında şık bir pastaneye girip cheesecake yiyip kahve içtim. Daha sonra da oralarda konuşlanmıl küçük hediyelik eşya dükkanlarından ufak tefek alışveriş yaptım.
| Cafe Roma |
Little Italy birkaç küçük sokaktan oluşuyormuş ancak ben sadece tek bir sokağı dolaşabildim, yine Çin Mahallesinin köşesine çıkınca geriye dönüp güneye döndüm, bu arada Polis Merkezinin tarihi binası ile karşılaştım.
| Police Department |
Güneye doğru yürürken Soho ile Tribeca yollarını arşınladım. Soho “South Of Houston” kısaltması. Houston caddesinin güneyine bu isim verilmiş, zamanla halk dilinde Soho diye kullanılmaya başlanmış. Sakın Londra’daki Soho ile karıştırmayın, burası son derece nezih, ünlü restoranların, küçük butiklerin ve sanat galerilerinin olduğu bir semt. Soho’daki evlerin fiyatları milyon dolarlarla konuşuluyor.
Zaman içerisinde Soho’da çok pahalı ve bohem hala geldiğinden bazı sanatçılar daha güneybatıya doğru TriBeCa denilen (Triangle Below Canal) bölgeye taşınmışlar. Buralarda bir tavanarası evine sahip olan Robert De Niro’nun ayrıca TriBeCa Grill adında bir restoranı da bulunmaktadır.
Buraları gezinirken bir baktım ki Hande ile
gittiğimiz “Ground Zero” denilen ikiz kulelerin anısına yapılan bölgeye iyice
yaklaşmışım, hemen karşıda tarihi St. Paul Şapelini gördüm. Bahçesinde ufak bir
mezarlık bulunan bu şapele girdiğimde 11 Eylül saldırısı ile ilgili sergilenen
birçok ürün gördüm. Daha sonra yaptığım araştırmada buranın saldırı sonrası
çalışan işçi ve gönüllülerin dinlenme ve konaklama mekanı olarak kullanıldığını
öğrendim. Sekiz ay boyunca burada yüzlerce gönüllü 12 saatlik ardiyalarla
işçilere yemek dağıtıp onlara lojistik destek sağlamışlar. Kilise yıkılan ikiz
kulelere çok yakın olmasına rağmen tek bir camı bile kırılmadan sağlam kalmış.

Yakınlarını arayanların yazdığı notlar

Bir itfaiyecinin kıyafeti
Kilise çıkışı, hemen iki sokak güneyde bulunan Century 21 alışveriş merkezine girdim, baştan aşağı dolaştım, bavul bölümünde indirime girmiş bir Samsonite buldum, onu da aldım, eski bavulumu mayıs seyahati için burada bırakıp iki yeni bavulumla dönmeye karar verdim. Mayıs ayında Türkiye’den Hande’nin isteklerini üçüncü bavulumuzla getiririz ve burada bıraktığım bavulu da alıp 4 bavul döneriz.
Bavulumu çeke çeke metro aktarmalarıyla eve geldim. Bugün Sevgililer Günü olması nedeniyle akşamüstü Union Square de çeşitli atraksiyonlar olacak toplu halde dans gösterileri yapılacakmış. Hande bana oraya gitmemi söylemişti ancak ellerim dolu ve çok yorgun olduğumdan programın bu kısmını iptal ettim.
Hande ile mesajlaştık, yorgun değilmiş, okul çıkışına gittim, zaten üç gündür çocuklarını okuldan alan veliler gibi okul çıkışına gidiyorum. Beraberce yemeğe Brooklyn’deki Jay Street üzerindeki Five Guys isimli hamburgerciye gittik. Geldiğimden beri Hande’nin dilinden düşmeyen hamburgeri sonunda yiyecektik.
Hamburgerler öksüz doyuran cinsinden ama çok leziz çünkü köftesi Burger King veya Mc Donald’s gibi incecik değil, evde yapılmış kasap köftesi lezzetinde, patatesleri ise hergün dünyanın başka bir yerinden geliyormuş ve o gün sunulan patateslerin nereden geldiği dükkandaki tabloda yazıyor. Standart boy isterseniz kafadan çift köfteli yapıyorlar, sizde içine konan diğer malzemelerle birlikte ısırmaya debeleniyorsunuz.
Yemek sonrası sahile yürüyecektik ancak hava birden çok soğudu, ikimizde sıcak evimize gidelim dedik, çayımıı yaptık, günün resimlerine baktık, sohbet edip yattık.
Eğer Füsun ile beraber THY’nin Sevgililer Günü promosyonuyla gelseydik, bu gece dönmemiz gerkiyordu. Daha görmediğimiz bir sürü yer olduğundan iyiki bir haftalığına gelmemişiz diye düşündüm.
15
ŞUBAT 2013 CUMA
Sabah 6:45 te kayınvalidemin telefonuyla
uyandım, kötü bir haber var sandım, meğerse yanlış çevirmiş. Bir daha da uyku
tutmadı, facebook’a bugüne kadar çektiğim resimlerden bir demet yükledim.
Hande’de apartmandaki alt komşuların gürültüsünden hem geç uyumuş hem de sabah yine aynı gürültüyle uyanmış, sanki ufak bir porno film seti gibi, fantezileri bir hayli gürültülü.!!!!
Saat 10:00 gibi çıkıp Brooklyn’de kahvaltı etmeye gittik. Sahile yakın Clark St. ile Henry St. köşesindeki Clark Café’de lezzetli bir kahvaltının ardından sahile indik.
| Clark Cafe |
| Brooklyn Sokakları |
Brooklyn Köprüsünü ve Manhattan manzarasını çeşitli yerlerden fotoğrafladık, köprünün altından geçip Manhattan köprüsüne yürüdük. Orada da fotoğraflar çektik, özellikle Hande’nin zıplarken fotoğraf çektirmek istemesi bizi epey zorladı ama sonunda başardık, köprü manzaraları ve Hande’nin iki harika pozu aşağıda;
| Manhattan Köprüsü |
Sahildeki yürüyüşü tamamlayıp uzunca bir yoldan dolanarak Brooklyn Köprüsünün üzerine çıktık, yaya ve bisikletlilere ayrılan yoldan Manhattan’a doğru yürüdük. Köprünün sağ ve sol yanları araç trafiğine ayrılmış, yaya ve bisiklet yolu ise araç yolundan yukarıda ve köprünün ortasında yer almakta.
1883 yılında açılan Brooklyn Köprüsü East River üzerinde Manhattan ile Brooklyn’I biribirine bağlamaktadır. Gotik tarzda inşa edilmiş bu köprü dünyanın 8. Harikası olarak kabul görmüştür. Açılış günü köprüden 150.000 kişinin köprüden geçerek nehre 1 cent attığı rivayatler arasındadır.
Brooklyn köprüsünün hemen yanında (birbirlerine son derece yakınlar) iki katlı Manhattan köprüsü yer almaktadır. Brooklyn ve Williamsburg köprülerinden daha sonra inşa edilen bu köprü 1909 da açıldı ve üzerinden hem araba, hem yaya hemde metro geçebilmektedir.
Brooklyn Köprüsü üzerinde şahane bir manzara var, biz niye boğaz köprülerini yaya geçişine açmayız anlayamıyorum, intiharları önlemek içi kenar korkulukları uygun şekilde düzenleyip, geçişi de ücretli yaparak hem ek gelir elde edilir, hemde iki kıtayı birbirine bağlaması nedeniyle ayrı bir önemi olan turistik bir mekan haline gelebilir.
Nasıl New York’u ziyaret eden turistlerin büyük bir çoğunluğu şehrin efsane binası Empire State’in tepesine çıkıyorsa, İstanbul’u ziyaret eden turistlerde köprüyü yürüyerek geçerek unutulmaz bir anıya sahip olurlar.
Manhattan tarafına geçince karşınıza City Hall binası çıkıyor. New York belediyesine ait olan bu binanın hemen karşısında ise aynı isimle anılan park var. Hande waffle yemek istedi ve kuyruğa girdi, bu memlekette gıda ile ilgili her yerde kuyruk var. Bende onu beklerken seyyar resim satıcılarından bşir New York manzarası resmi üzerine pazarlık yaptım ve aldım. Bu arada New York’un herhangi bir sokağında karşınıza çıkabilecek bir adam var. Kendisini daha sonra başka yerde de gördüğüm için söylüyorum, bu adam kedisini kafasına koyup ortalarda dolaşıyor, hatıra fotoğrafı çektirip yolunu buluyor.
| City Hall Binası |
Waffleları parkta oturup yedik, gelen geçeni seyeredip, güneşlendik, dinlendik ve sincapları seyrettik. Sincaplar herkesle ahbap olmuşlar, gelen geçende elinde ne varsa bir parça koparıp kendileriyle paylaşıyor. Karnı doyanlarda ağaç kovuklarına çekilip kestiriyorlar.
Hemen parkın dibindeki metro istasyonunu kullanarak kuzeye çıktık, Füsun’a alınacak giyimler vardı, onları seçtik aldık, sonra 7. Avenue’nun daha da kuzeyine gidip Hande’ye bot baktık. Hem yağmurda hemde karda giyilebilecek çok şirin bir UGG aldık, ama ilk giyişinde bu ayağıma büyük dedi, nitekim ben döndükten sonra giydiği botu al takke ver külah dükkana iade etmiş ve yerine alışveriş çeki almış.
Alışverişleri bitirip yine metroyla 23. Caddeye indik. Burada New York’un simge binalarından Flatiron binası var. Yapıldığı dönemde çelik iskelet kullanılması nedeniyle halk tarafından rüzgarlara dayanamıyacağı ve yıkılacağı düşüncesi hakimmiş. 1902 yılında tamamlandığında New York’un en yüksek binalarından birisi olan Flatiron’un en önemli mimari özelliği ise yerden tepeye doğru 25 derecelik bir açıyla daralmasıymış.
| Madison Square Park |
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder