2013 NEW YORK'TA İKİ HAFTA BÖLÜM:5
16
ŞUBAT 2013 CUMARTESİ
Yorgunluktan kütük gibi uyumuşuz, sabah 7:00
de uyandım, Hande kalkana kadar yine bilgisayarda vakit geçirdim, bulaşıkları
yıkadım, etrafı toparladım. Bu arada yine pencere önünde misafirim vardı.
Hande uyandıktan sonra giyinip Brooklyn’de
Hande’nin yine telefon uygulaması Yelp’I kullanarak bulduğu Bergen Bagel’a
gittik. Adrese vardığımızda kapısında taşındığına dair bir not vardı. Aynı
cadde üzerinde biraz daha ileriye taşınmış. Çok daha büyük bir dükkan ve
herzamanki gibi hafta sonu olmasına rağmen içeride kuyruk.
 |
| Bergen Bagel |
|
|
|
|
Kahvaltımızı yaptık, oradan yürüyerek eve
döndük ve Beşiktaş- Gaziantep maçını izledik. Maalesef yine kazanamadık ve maç
1-1 bitti.
Bizde çıkıp metroyla bu sefer Brodway
caddesiyle, 116.cadde köşesindeki Columbia Üniversitesi’ne gittik. Üniversite
kampüsünü dolaştık, tarihi binalar, binaların arası her taraf yemyeşil, çok
güzeldi.
116. Caddeden başlayarak Amsterdam Avenue
üzerinde güneye doğru yürümeye başladık. Henüz iki blok yürümüştük ki çok büyük
bir katedral gözümüze ilişti. Havada çok soğuk olduğundan içini gezelim
ısınırız diye düşündük, ben hiç bu kadar büyük bir katedral görmedim, cephesi
gayet makul ölçülerde ama arkaya doğru uzanan bir yapı. Haritamıza baktığımızda "Saint John The Divine Cathedral" olduğunu gördük.
Dünyanın en büyük katedrali olması amacıyla
yapılan St. John the Divine Katedrali'nin yapımına 1892 yılında başlanmış. ancak
bir türlü tamamlanamamış.Katedral tamamlanmadan tarihi eser olmuş, şu anda
dünyanın dördüncü büyük katedrali durumunda. En büyük olabilmesi için hala 400
milyon dolara yakın bir masraf yapılması ve uzun senelerin geçmesi gerekiyor.

Katedralin yukarı kısmındaki Büyük Pencere
Rose, 10.000 'den fazla renkli cam parçalarından yapılmış ABD'nin en büyük
vitray penceresiymiş.
Katedralden çıkıp güneye doğru yolumuza devam
ederken, çok şirin bir Meksika lokantası gördük. Akşam üzeri olmasına rağmen
girip birer margarita içelim diye düşündük ve hemen girişteki bara tünedik.
Son derece cana yakın olan barmen bizlere
çilekli ve normal margaritalarımızı hazırladı. Benimkini yaparken “Sen erkeksin
seninki daha set olmalı” diyerek ekstra tekila yüklemesi yaptı.

Margaritalarımızı yudumlarken Hande çektiği
resmi facebook’a yüklemiş. Daha on dakika geçmeden Can’ın annesi Funda hanım hemen “Çatlatıyorsunuz
bizleri” diyerek mesaj attı, bu arada Hande’nin canı avokado soslu taco istedi.
Tacolarımız geldi, avokado sosunu beklerken yanımıza bir servis arabası geldi
ve sosu orada gözümüzün önünde yaptı.
Aklımız orada kalaraktan ayrıldık, margaritalar
ve ortam çok güzeldi. Meraklıları için adresi: 2672 Broadway caddesi.
Yol üzerinde 65. Caddeye geldiğimizde Lincoln
Center’I gördük. Burası da 65 ile 62. Caddeler arasını işgal eden bir sanat
kompleksi. İçerisinde konser, opera, tiyatro salonlarını barındıran sanat
cenneti.
Broadway caddesinden yürüyerek Colombus
Circle’a geldik, Kristof Colomb’un heykelini ışıklandırılmış haliyle çektim,
sonra güneye doğru yolumuza devam ettik.
Yürüyüşe devam ederek 4. Caddeye kadar
geldik. 116 ile 40 caddeler arası tam 76 blok yürümüşüz. Hande bunu harita
üzerinde hesapladı, yaklaşık 6.5 kilometre civarında, ancak biz zaman zaman ara
sokaklara girip cadde değiştirdiğimizden bence 8-9 kilometre arasında bir yol
yapmışızdır.
Karşı köşede gördüğümüz Schnippers isimli restorana girdik, ben
fish and chips, Hande ise hotdog yedi. Çıktığımızda hava feci soğumuştu, hemen
metroya girip eve döndük. Yolda gördüğümüz arabaya otostop yaptım ama almadı
namussuz.
17
ŞUBAT 2013 PAZAR
Sabah ben 7:30 da Hande de 9:30 gibi kalktı,
evde kahvaltı ettik ve dinlendik, Trabzonspor – Fenerbahçe maçını izlemeye
başladık. Hande düğüm olmuş kolyelerini açmaya çalışırken yardım etmeye
başladım. İki tane toplu iğneyle her türlü karışmış kolyeleriniz itina ile
açılır. Şaka bir yana ben kolyelerle debelenirken Fenerbahçe maçı 3-0
yapıverdi, maçın zevki kalmamıştı, kolyelerde başarıyla açılmıştı, bizde
giyinip çıkmaya karar verdik.
Greenwich Village’daki West 4.cadde ile Jane
Street köşesindeki Corner Bistro’ya gidip hamburger yedik.
Hava öylesine rüzgarlı ki yürürken insanın
yüzü donuyor. Bu soğuğa rağmen Bleecher Street boyunca yürüyüp çevredeki küçük
butiklere bakındık. Soğuktan rahatsız olunca Molly’s Cup Cake de mola verdik, Hande’nin
bana çok methettiği cupcake’I ilk defa yedim, alt tarafı iyi fakat üzerindeki
kremalı bölge bana çok ağır geldi. Anladım ki ben muffini daha çok seviyorum.
Çay ve cupcake sefamızı bitirip, biraz da
ısındıktan sonra tekrar rüzgarla boğuşmak üzere yola çıktık, Greenwich’I bitirip
Soho sokaklarını arşınladık, bu arada iki Türk bayan konuşarak bize
yaklaşıyordu, birinin tipi bana yabancı gelmedi,Hande hemen tanıdı. Meğerse
Berrak Tüzünataç imiş. Elinde Steve Madden’dan alınmış bir torbayla
geziniyordu, daha sonra Türkiye’de gazetelerde gördüğüm kadarıyla, bir süredir
New York’ta yaşıyor ve oyunculuk eğitimi alıyormuş.
Hande bu kadar zamandır burada yaşıyorum bir
türlü ünlü birine rastlayamadım diye şikayet ediyordu, Berrak Tüzünataç’I görünce
bu defa “İlk olarak Türk ünlü mü görülür yaaa” diye sızlanmaya başladı.
Ara ara ısınmak için dükkanlara girip çıktık,
birde bakmışız ki Little Italy’e gelmişiz. Ferrara’da dondurma yemek istedik
fakat masalara oturmak için öyle uzun kuyruk vardı ki bizde elimize alıp
dışarıda yemeyi tercih ettik.
Benim daha evvel gezmediğim sokağı dolaştık,
cafelerin ve İtalyan bayrağı şeklinde boyanmış binanın fotoğraflarını çekerek
Chinatown’a geçtik.
Lower East Side’a giderken o kadar üşüdük ki
rüzgardan korunmak için yan yan veya geri geri koştuğumuz oluyordu. Mahallemize
dönmeye karar verdik, metrolarda yapılan çalışmalar nedeniyle fazla sayıda
aktarma yaparak eve döndük. Sürekli gittiğimiz bara uğradık, sezar salata
yiyip, bira ve viski içip içimizi ısıttık. Nba All Star maçının ilk yarısını
seyrettik ve eve döndük.
İnternetten bakınca gördük ki rüzgarın hızı
42 km/saat imiş. Sıcak evimize kavuşup dinlendik ve sızdık.
 |
| Brooklyn Stoops Bar |
18
ŞUBAT 2013 PAZARTESİ
Sabah 8:30 gibi uyandım, hande ‘de çok
geçmeden sokakta çalışan işçiler yüzünden kalktı. Bir müddet kahvaltıya nereye
gidebileceğimiz konusunda araştırma yaptık, sonuçta 6.Avenue ile 16.caddenin
köşesindeki Holiday Diner’a karar verdik, iki metroyla gidip omletlerimizi sipariş
ettik, fakat çok fazla beğenmedik.
| |
| Holiday Diner |
|
Kahvaltıdan çıkıp Bed, Bath & Beyond
isimli mağazaya girdik, Hande’ye alınacak ufak tefek ihtiyaçlar vardı, bende
babama sarı nokta için vitamin bakacaktım. Vitaminlerin içeriği aynı olmayınca
almaktan vazgeçtim. İşimizi bitirip metroyla bir gün evvel Hande’ye aldığımız
North Face eldiveni tekrar değiştirmek için Soho’ya gittik. Tekrar diyorum,
çünkü dün alırken small almıştı, yolda yürürken parmağına büyük geldiğini
hissedip 15 dakika sonra mağazaya geri döndü ve xsmall ile değişti, o da elini
sıkmış şimdi tekrar small almaya döndük. Dükkan neredeyse bize sürekli
değiştirme kartı verecek.
Eldiveni değiştirip Broadway Caddesinin
güneyinde gezinirken anormal derecede ucuzluk yapmış bir spor mağazası bulduk,
kendime çok ucuza Nike yürüyüş ayakkabısı aldım, tabanı biraz fosforlu ama spor
yaparken veya uzun gezilerde çok rahat edeceğime eminim.
Yürüyerek yine Little Italy’e geldik, bir
İtalyan lokantasında makarna yedik ve dün fotoğrafını çekmeyi unuttuğum, harika
dondurması olan Ferrara’nın fotoğrafını çektik.
 |
| Ferrara Cafe |
|
Lokantadan çıkıp metroyla Brooklyn’ Atlantic
Avenue’deki Barclay Center’a gittik, altında Brooklyn Net’in mağazasından geçen
hafta gözüme kestirdiğim sweat shirt’ü aldım. Bugünde gezine gezine akşamı
ettik, Hande’nin arkadaşı Can’ın da uçağı inmişti. Onbeşgündür Türkiye’de olan
Can kapıda kalmasın diye hemen metroyla eve döndük yarım saat geçmeden Can’da
geldi. Beraberce vakit geçirdik, çok yorgun olan Can erkenden yattı, bizde
biraz daha oturup uyuduk.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder