2013 NEW YORK'TA İKİ HAFTA BÖLÜM:3
12
ŞUBAT 2013 SALI
Sabah uyanıp kahvaltı hazırlarken, mutfak
camına tıkırdatıldığını duydum, baktım ki misafirimiz var. Camı açık
bulamadığından salon tarafına geçip orada da şansını denedi sonra pencerenin
içine yattı.

New York’tan döndükten üç gün sonra Hande bir
mesaj yolladı. Bu mesajda “Beklenen oldu evimize hırsız girdi” diyordu. Meğerse
bizim davetsiz misafir, akşam aralık bıraktıkları pencereden mutfağa girmiş,
bisküvi ve şam fıstıkları bir güzel yemiş, kakao paketini yırtmış, mutfağı
batırmış, Hande sabaha karşı uyandığında ses duyunca da kaçmış. New York’ta
hemen her mahallede, her parkta sincaplara rastlamak mümkün. İnsanlara çok
alışıklar, çoğu parklarda uyarı tabelalarına rağmen, insanlar yediklerini bu
sevimli hayvanlarla paylaşıyorlar.
Hande sabah çocuk yuvasına gözlem yapmaya
gitti. Bende kahvaltı sonrası sabah bölümünü Brooklyn’in göbeğindeki bölgeleri
dolaşmaya ayırdım.
Metroyla Brooklyn’de ki 7.Avenue ya kadar
gittim. Orada inip iki blok doğuya
yürüdüğünüzde Prospect Park’ın ortasındaki giriş kapısına ulaşıyorsunuz. Prospect
Park, Manhattan’daki Central Park’ın yapımından sonra inşa edilmeye başlanmış,
bittiğinde ise Central Park’ın küçük bir kopyası halini almış. İçinde piknik
alanları, küçük bir hayvanat bahçesi, göleti, bisiklet ve koşu parkurları
mevcut.
Geçen gün yağan kar hala yerden kalkmamış, çivi
gibi soğuk havaya rağmen koşan Brooklyn halkının arasında kalın montumla ve
beremle eskimo gibi duruyorum. Parkın batı yakasındaki yoldan kuzeye doğru
yürüdüm, hayvanat bahçesi ve gölet tarafına hava şartları nedeniyle inmedim.
Parkın esas giriş kapısı kuzeyde, ben o kapıdan çıktım.



 |
| Parkın Ana Giriş Kapısı |
Parktan çıkıp Flatbush Avenue’dan kuzeye
doğru yürümeye başladım, bu mahallelerde görülecek çok fazla birşey yokmuş, her
mahallede olan çamaşır yıkama yerleri, eczaneler, mahalle kafeleri gibi
dükkanlar var. Bende bu kafelerden Prospect Café’yi gözüme kestirdim ve ısınmak
için girip bir kahve içtim.
New York’taki çoğu kafe ve barda menüler
duvardaki panolara elle estetik biçimnde yazılmış şekilde yer alıyor. Bana çok
sevimli gelen bu usul keşke bizde de uygulansa.
 |
| Prospect Cafe |
İçimi ısıttıktan sonra tekrar çivi gibi
soğuğa çıktım, birkaç blok daha ilerledikten sonra büyük bir meydana geldim.
Atlantic Center denilen bu meydanın bir bölümünde alışveriş merkezi ve büyükçe
bir market yer alıyor, diğer tarafında ise Brooklyn Nets takımının maçlarını
oynadığı 2012 yılında açılan Barclay Center var. Bu salon aynı zamanda buz
hokeyi maçlarına da ev sahipliği yapıyor ve ertesi akşam basketbol maçı varsa
buz pisti kaldırılarak basketbol sahasına dönüşebiliyor. Buz hokeyi maçlarında
14500 kişilik oturma kapasitesi mevcut.
Barclay’s Center ın altında Brooklyn Nets’in
resmi alışveriş mağazası bulunuyor. Nets’in de renklerinin siyah beyaz olması
ve takımın beyni Deron Williams’ın NBA lokavtı sırasında Beşiktaş’ta oynaması
nedeniyle bu takıma ayrı bir sempatim var.
Mağazayı enine boyuna gezdim, bir sweatshirt’ü
gözüme kestirdim ama fiyatı pahalı geldiği için almadım. Mağazadaki görevlilere
salonun içinin resmini çekme imkanım olup olmadığını sordum ama mümkün olmadığı
cevabını alarak kös kös mağazadan çıktım.
 |
| Net's Store |
Karşıdaki alışveriş merkezine şöyle bir
bakınıp yola devam ettim, Brooklyn Belediye binasını ve yol üzerinde gördüğüm
rengarenk evleri fotoğraflayıp eve döndüm.
 |
| Brooklyn Belediyesi |
Hande yuvadan geldi, biriken çamaşırları
yıkamaya gittik. Buradaki evlerin çoğunda çamaşır ve bulaşık makinası diye bir
kavram yok, sonradan taktırmak isterseniz de tesisatta değişiklik yapılması
gerektiğinden bir sürü prosedüre bağlı. Bizim çocuklarda mecburen çamaşırhaneye
gidiyorlar. Çamaşırlar yıkanırken ayaküstü birşeyler atıştırarak öğle yemeğini
geçiştirdik.
Hande’nin 16:30 da dersi var, eve gelip
dersine hazırlık yaptı, bende dinlendim, sonra beraberce çıktık, o derse gitti,
bende iki saatlik ders süresince Brooklyn’in alışveriş caddelerinden biri olan
Fulton Street’de dolaştım. Geçen gün Manhattan’da gördüğüm ancak numarasını
bulamadığım Nike ayakkabıyı burada bulma ümidindeydim ve bunu başardım.
Brooklyn daha çok siyahilerin ve yahudilerin oturduğu
bir bölge. Siyahilerin en meraklı olduğu hatat onların toplumdaki statülerini
gösteren üç şey; ayakkabı, şapka ve kolyeleri. Mağazanın vitrinine baktığınızda
kuyumcu gibi görünüyor, içerisine girdiğinizde bir köşede şapka sergisi diğer
köşede de spor ayakkabı satışı olduğunu görüyorsunuz.
Okulun önünden Court Street’e kadar olan yolu
dükkanlara gire çıka yürüdüm, ayakkabımı aldım ve geri dönüp okulun içinde
Hande’yi bekledim, güvenlik görevlisiyle muhabbet ederken Hande cama tıkladı,
meğer başka binadaymış.
Okulun hemen karşı köşesindeki Applebee’s
restoranına gittik, bir çok yerde şubesi olan ama bölgesine göre fiyatlarında
değişiklik gösteren çok güzel bir lokanta. Bir sürü yemek olmasının yanısıra “Two
for 20” veya “Two for 26” adıyla iki menuleri var, buna göre önce ortaya bir
başlangıç söyleyebiliyorsunuz, sonra iki ana yemek seçebiliyorsunuz, ya 20 ya da
26 dolar tutuyor bu ana yemek seçimlerinize göre. İçkiler ekstra ödeniyor.
Biz başlangıç olarak barbekü soslu tavuk
parçaları istedik, bunun arkasından ben kızarmış karides ve patates kızartması,
Hande ise makarna üstü bonfile parçaları yedi, biralarımızı da içip evimize
döndük, Hande ödev yaptı bende film seyrettim.
13
ŞUBAT 2013 ÇARŞAMBA
Bugün hava yağmurlu olduğu için Hande ile New
Jersey’de bulunan New York’a en yakın outlet Jersey Garden’s a gitmeye karar
verdik.
Sabah 8:30 gibi evden çıkıp, iki metro ile
otobüs terminali Port Authority’e gittik. Oradan 111 nolu otobüs 6,50 dolara
başka hiç bir durakta durmadan direk Elizabeth şehrindeki Jersey Garden’s ın
kapısına gidiyor. Yolculuk 25 dakika civarında sürdü, otobüs dolu, çoğunluğu Kuzey
Avrupalı turist, herkes alışverişe gidiyor.
IKEA ile yanyana olan iki katlı alışveriş
merkezi gerçekten turistler için bir cennet. Euro ile alışveriş etmeye alışık
Avrupalılar fiyatları piyasadan %40 - 50 daha ucuz ve de dolar cinsinden
görünce kapış kapış alıyorlar.
Gelenler genelde ilk olarak bavulcuya
uğruyor, bir bavul alıp alışverişleri boyunca aldıklarını bavula koyup,
arkalarında çeke çeke taşıyorlar. Ben zaten geçen gün bir bavul almıştım, ama
ucuza bulursam bir bavul daha alıp getirdiğim bavulu mayıs seyahatinin dönüşü
için Hande’lerde bırakıp dönerim diye düşündüm. Burlington’da 100 dolara en
büyük boy Samsonite bir bavul buldum, kendi mağazasına daha bakmadığımız için
sonra alırız dedik ve bavulu diğer bavulların arasında bir yere sakladık ama
dolaşıp döndüğümüzde bavul yerine nasihat aldık, tabi ki satılmıştı.
Alışverişi çok fazla sevmeyen ben bile orda
kendimi kaybettim, fiyatlar hakikaten çok cazipti, birkaç örnek vermem
gerekirse, 20 dolara Wrangler bluejean, 10 dolara yün oduncu gömlekleri, yine
20 dolar civarına her türlü sweatshirt almak mümkündü. Ayrıca marka Nautica,
Tommy Hillfiger, Timberland gibi mağazalarda ise etiket fiyatının % 60-70
altına ürünler bulmak insanı çileden çıkartıyor, kontrolu kaybettiriyor.
Gitmeden evvel ben 2-3 saat dolaşır döneriz
demiştim ancak 9 saat gibi bir süre alışveriş merkezinde kalmışız. Öğlenleyin
Great Steak diye bir yerde yedik, gerçekten müthişti, büyükçe bir biftek
parçasını ızgarada pişirip ufak ufak döner gibi doğrayıp yine ızgara üzerinde
peynir ile karıştırıp sandviç ekmeği veya dürümün içine koyuyorlar, sonra
üzerine marul, soğan, turşu vs… ne isterseniz ekleyip veriyorlar. Ağzınız
sulandı değil mi, benim de şimdi canım çekti vallahi. Maalesef New York City’de
hiçbir şubesi bulunmuyor. İlgilenenlere web adresi http://www.thegreatsteak.com
Dönüş otobüsünü uzunca bir süre hafif
serpiştiren karlı bir havada bekledik, biz hariç otobüs bekleyenlerin hemen
hemen hepsinde bavullar vardı, sanki şehirlerarası seyahate çıkar gibi otobüsün
bagajını doldurup yola koyulduk. Port Authority’e geldiğimizde oradaki cafelerden
birinden evde atıştırmak üzere salata benzeri birşeyler aldık ve metroyla eve
döndük.
Eve döndüğümüzde saat gece 9:30 du,
yorgunluktan bacaklarm, ayaklarimin altının ağrısını sizlere anlatamam, hemen
koltuklara yayıldık ve ben günün özetini yazıp yattim.
Bugün yanıma fotoğraf makinası almadığım için
oraları sizlerle paylaşamıyorum ancak eve geldikten sonra aldiklarımızı
ayırırken yaptığımız serginin bir fotoğrafıyla idare edin.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder