14 Mart 2013 Perşembe

2013 NEW YORK'TA İKİ HAFTA BÖLÜM:3

12 ŞUBAT 2013  SALI

S
abah uyanıp kahvaltı hazırlarken, mutfak camına tıkırdatıldığını duydum, baktım ki misafirimiz var. Camı açık bulamadığından salon tarafına geçip orada da şansını denedi sonra pencerenin içine yattı.

 

New York’tan döndükten üç gün sonra Hande bir mesaj yolladı. Bu mesajda “Beklenen oldu evimize hırsız girdi” diyordu. Meğerse bizim davetsiz misafir, akşam aralık bıraktıkları pencereden mutfağa girmiş, bisküvi ve şam fıstıkları bir güzel yemiş, kakao paketini yırtmış, mutfağı batırmış, Hande sabaha karşı uyandığında ses duyunca da kaçmış. New York’ta hemen her mahallede, her parkta sincaplara rastlamak mümkün. İnsanlara çok alışıklar, çoğu parklarda uyarı tabelalarına rağmen, insanlar yediklerini bu sevimli hayvanlarla paylaşıyorlar.

Hande sabah çocuk yuvasına gözlem yapmaya gitti. Bende kahvaltı sonrası sabah bölümünü Brooklyn’in göbeğindeki bölgeleri dolaşmaya ayırdım.

Metroyla Brooklyn’de ki 7.Avenue ya kadar gittim.  Orada inip iki blok doğuya yürüdüğünüzde Prospect Park’ın ortasındaki giriş kapısına ulaşıyorsunuz. Prospect Park, Manhattan’daki Central Park’ın yapımından sonra inşa edilmeye başlanmış, bittiğinde ise Central Park’ın küçük bir kopyası halini almış. İçinde piknik alanları, küçük bir hayvanat bahçesi, göleti, bisiklet ve koşu parkurları mevcut.

Geçen gün yağan kar hala yerden kalkmamış, çivi gibi soğuk havaya rağmen koşan Brooklyn halkının arasında kalın montumla ve beremle eskimo gibi duruyorum. Parkın batı yakasındaki yoldan kuzeye doğru yürüdüm, hayvanat bahçesi ve gölet tarafına hava şartları nedeniyle inmedim. Parkın esas giriş kapısı kuzeyde, ben o kapıdan çıktım.

 

 

Parkın Ana Giriş Kapısı

Parktan çıkıp Flatbush Avenue’dan kuzeye doğru yürümeye başladım, bu mahallelerde görülecek çok fazla birşey yokmuş, her mahallede olan çamaşır yıkama yerleri, eczaneler, mahalle kafeleri gibi dükkanlar var. Bende bu kafelerden Prospect Café’yi gözüme kestirdim ve ısınmak için girip bir kahve içtim.

New York’taki çoğu kafe ve barda menüler duvardaki panolara elle estetik biçimnde yazılmış şekilde yer alıyor. Bana çok sevimli gelen bu usul keşke bizde de uygulansa.

Prospect Cafe

 

 

 

 

 

 

 

İçimi ısıttıktan sonra tekrar çivi gibi soğuğa çıktım, birkaç blok daha ilerledikten sonra büyük bir meydana geldim. Atlantic Center denilen bu meydanın bir bölümünde alışveriş merkezi ve büyükçe bir market yer alıyor, diğer tarafında ise Brooklyn Nets takımının maçlarını oynadığı 2012 yılında açılan Barclay Center var. Bu salon aynı zamanda buz hokeyi maçlarına da ev sahipliği yapıyor ve ertesi akşam basketbol maçı varsa buz pisti kaldırılarak basketbol sahasına dönüşebiliyor. Buz hokeyi maçlarında 14500 kişilik oturma kapasitesi mevcut.

Barclay’s Center ın altında Brooklyn Nets’in resmi alışveriş mağazası bulunuyor. Nets’in de renklerinin siyah beyaz olması ve takımın beyni Deron Williams’ın NBA lokavtı sırasında Beşiktaş’ta oynaması nedeniyle bu takıma ayrı bir sempatim var.

Mağazayı enine boyuna gezdim, bir sweatshirt’ü gözüme kestirdim ama fiyatı pahalı geldiği için almadım. Mağazadaki görevlilere salonun içinin resmini çekme imkanım olup olmadığını sordum ama mümkün olmadığı cevabını alarak kös kös mağazadan çıktım.

Net's Store

Karşıdaki alışveriş merkezine şöyle bir bakınıp yola devam ettim, Brooklyn Belediye binasını ve yol üzerinde gördüğüm rengarenk evleri fotoğraflayıp eve döndüm.

Brooklyn Belediyesi
 



Hande yuvadan geldi, biriken çamaşırları yıkamaya gittik. Buradaki evlerin çoğunda çamaşır ve bulaşık makinası diye bir kavram yok, sonradan taktırmak isterseniz de tesisatta değişiklik yapılması gerektiğinden bir sürü prosedüre bağlı. Bizim çocuklarda mecburen çamaşırhaneye gidiyorlar. Çamaşırlar yıkanırken ayaküstü birşeyler atıştırarak öğle yemeğini geçiştirdik.

Hande’nin 16:30 da dersi var, eve gelip dersine hazırlık yaptı, bende dinlendim, sonra beraberce çıktık, o derse gitti, bende iki saatlik ders süresince Brooklyn’in alışveriş caddelerinden biri olan Fulton Street’de dolaştım. Geçen gün Manhattan’da gördüğüm ancak numarasını bulamadığım Nike ayakkabıyı burada bulma ümidindeydim ve bunu başardım.

Brooklyn daha çok siyahilerin ve yahudilerin oturduğu bir bölge. Siyahilerin en meraklı olduğu hatat onların toplumdaki statülerini gösteren üç şey; ayakkabı, şapka ve kolyeleri. Mağazanın vitrinine baktığınızda kuyumcu gibi görünüyor, içerisine girdiğinizde bir köşede şapka sergisi diğer köşede de spor ayakkabı satışı olduğunu görüyorsunuz.

Okulun önünden Court Street’e kadar olan yolu dükkanlara gire çıka yürüdüm, ayakkabımı aldım ve geri dönüp okulun içinde Hande’yi bekledim, güvenlik görevlisiyle muhabbet ederken Hande cama tıkladı, meğer başka binadaymış.

Okulun hemen karşı köşesindeki Applebee’s restoranına gittik, bir çok yerde şubesi olan ama bölgesine göre fiyatlarında değişiklik gösteren çok güzel bir lokanta. Bir sürü yemek olmasının yanısıra “Two for 20” veya “Two for 26” adıyla iki menuleri var, buna göre önce ortaya bir başlangıç söyleyebiliyorsunuz, sonra iki ana yemek seçebiliyorsunuz, ya 20 ya da 26 dolar tutuyor bu ana yemek seçimlerinize göre. İçkiler ekstra ödeniyor.


Biz başlangıç olarak barbekü soslu tavuk parçaları istedik, bunun arkasından ben kızarmış karides ve patates kızartması, Hande ise makarna üstü bonfile parçaları yedi, biralarımızı da içip evimize döndük, Hande ödev yaptı bende film seyrettim.

13 ŞUBAT 2013  ÇARŞAMBA

Bugün hava yağmurlu olduğu için Hande ile New Jersey’de bulunan New York’a en yakın outlet Jersey Garden’s a gitmeye karar verdik.

Sabah 8:30 gibi evden çıkıp, iki metro ile otobüs terminali Port Authority’e gittik. Oradan 111 nolu otobüs 6,50 dolara başka hiç bir durakta durmadan direk Elizabeth şehrindeki Jersey Garden’s ın kapısına gidiyor. Yolculuk 25 dakika civarında sürdü, otobüs dolu, çoğunluğu Kuzey Avrupalı turist, herkes alışverişe gidiyor.

IKEA ile yanyana olan iki katlı alışveriş merkezi gerçekten turistler için bir cennet. Euro ile alışveriş etmeye alışık Avrupalılar fiyatları piyasadan %40 - 50 daha ucuz ve de dolar cinsinden görünce kapış kapış alıyorlar.

Gelenler genelde ilk olarak bavulcuya uğruyor, bir bavul alıp alışverişleri boyunca aldıklarını bavula koyup, arkalarında çeke çeke taşıyorlar. Ben zaten geçen gün bir bavul almıştım, ama ucuza bulursam bir bavul daha alıp getirdiğim bavulu mayıs seyahatinin dönüşü için Hande’lerde bırakıp dönerim diye düşündüm. Burlington’da 100 dolara en büyük boy Samsonite bir bavul buldum, kendi mağazasına daha bakmadığımız için sonra alırız dedik ve bavulu diğer bavulların arasında bir yere sakladık ama dolaşıp döndüğümüzde bavul yerine nasihat aldık, tabi ki satılmıştı.

Alışverişi çok fazla sevmeyen ben bile orda kendimi kaybettim, fiyatlar hakikaten çok cazipti, birkaç örnek vermem gerekirse, 20 dolara Wrangler bluejean, 10 dolara yün oduncu gömlekleri, yine 20 dolar civarına her türlü sweatshirt almak mümkündü. Ayrıca marka Nautica, Tommy Hillfiger, Timberland gibi mağazalarda ise etiket fiyatının % 60-70 altına ürünler bulmak insanı çileden çıkartıyor, kontrolu kaybettiriyor.

Gitmeden evvel ben 2-3 saat dolaşır döneriz demiştim ancak 9 saat gibi bir süre alışveriş merkezinde kalmışız. Öğlenleyin Great Steak diye bir yerde yedik, gerçekten müthişti, büyükçe bir biftek parçasını ızgarada pişirip ufak ufak döner gibi doğrayıp yine ızgara üzerinde peynir ile karıştırıp sandviç ekmeği veya dürümün içine koyuyorlar, sonra üzerine marul, soğan, turşu vs… ne isterseniz ekleyip veriyorlar. Ağzınız sulandı değil mi, benim de şimdi canım çekti vallahi. Maalesef New York City’de hiçbir şubesi bulunmuyor. İlgilenenlere web adresi http://www.thegreatsteak.com

Dönüş otobüsünü uzunca bir süre hafif serpiştiren karlı bir havada bekledik, biz hariç otobüs bekleyenlerin hemen hemen hepsinde bavullar vardı, sanki şehirlerarası seyahate çıkar gibi otobüsün bagajını doldurup yola koyulduk. Port Authority’e geldiğimizde oradaki cafelerden birinden evde atıştırmak üzere salata benzeri birşeyler aldık ve metroyla eve döndük.

Eve döndüğümüzde saat gece 9:30 du, yorgunluktan bacaklarm, ayaklarimin altının ağrısını sizlere anlatamam, hemen koltuklara yayıldık ve ben günün özetini yazıp yattim.

Bugün yanıma fotoğraf makinası almadığım için oraları sizlerle paylaşamıyorum ancak eve geldikten sonra aldiklarımızı ayırırken yaptığımız serginin bir fotoğrafıyla idare edin. 

 

 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder