10
ŞUBAT 2013 PAZAR
Bugün daha makul bir saatte yedi gibi
uyandım, Hande’nin de uyandığını farkedip odasını hemen ona terkettim. Dün
akşamdan kalan bulaşıkları yıkayıp, kendime çay yaptım ve dünkü gezimizin
notlarını aldım.
Hande 10:00 gibi kalktı, kahvaltımızı evde
yapıp Manhattan’ın güneyindeki finansal mahallede bulunan ikiz kulelerin
anısına yapılan yerleri gezmeye gittik. Bu alana girmek için neredeyse 200-300
metre geriden bilet alınıyor, biler ücretsiz ama üzerinde gireceğiniz saat
yazıyor, daha sonra alana yürüyüp, bir sürü bilet kontrolundan geçip bir binaya
geliniyor, burada insanı havaalanlarındaki gibi kemerine kadar soyup x-ray den
geçiriyorlar. Zaten yıkılmış olan binaların yerine yaptıkları iki tane dandik
havuzu bir daha bombalarsak diye heralde. Bu binaları kimin yıktığı da belli
değil ya neyse!!!! Sonuç olarak adamlar iş işten geçtikten sonra bile hala şov
yapıyorlar.
World Trade Center, ikiz kuleler olarak
bilinmekteydi, ancak bu kulelerin çevresinde bu komplekse dahil, daha alçak
birkaç bina daha mevcutmuş. Kulelerin yıkılması sırasında onlarda büyük hasar
almış, bu nedenle bir kısmını da kendileri yıkmışlar. Kulelerin olduğu yerlere
birer havuz inşa etmişler, havuzların kenarlarına da 11 Eylül günü hayatını
kaybedenlerin isimleri yazılı.
Çok fazla oyalanmadan, havuzlara bakıp,
saldırı ve binaların yıkılışı sırasında civarda tek sağlam kalan ağacı
fotoğrafladık. Bu ağaç yıkımdan sonra sağlam kalmış, temizlik ve havuzların
inşası sırasında kökleriyle birlikte sökülüp başka yere götürülmüş ve burası
ziyarete açıldığında getirilip yerine tekrar dikilmiş.
Binaların çöküşü sırasında enkazda kalan bazı
parçalar korunmaya alınmış ve onların sergilendiği ayrı bölümler yapılmış.
Yıkılan kulelerin yerine de alanın iki köşesine birer bina yapılıyor. Bir
tanesinin yüksekliği şimdiden Empire State’e rakip olacak seviyeye gelmiş,
diğer daha alçak, inşaatlar devam ediyor.
 |
| Çöküşten kalan kolonlar |
 |
| Yeni yapılan kule |
|
|
Alandan çıktığımızda saat öğleni biraz
geçmişti, biraz ileride Fransız baget ekmeğine organik sandviçler hazırlayan ve
dükkandaki her ürünün organik olduğu “Pret A Manger” isimli lokantaya girdik,
çay ve sandviçlerimizle karnımızı doyurup, Manhattan’in güneyine doğru yürüdük.
Filmlere konu olan, ismini veren Wall Street
ve Church Street gibi caddeleri gezdik, sokaklar son derece dar, birde iki
yanında 30-40 katlı binalar yükselince hiç güneş almıyor, bu yüzden
sokaklardaki karların çoğu hiç erimemiş durumda. Çok kasvetli ve güneş
görmediğinden de soğuk cıddı şekilde hissediliyor. Bugün pzar olduğundan
sokaklarda koşuşturan iş adamları ve borsacılar yok, Wall Street çok sakin.
1653 yılında New York valisi koloniceleri
İngilizler’den koruma amacıyla bu bölgeye bir duvar yaptırmış, duvar yıkılalı
çok uzun süre olmasına rağmen sokağın adı Wall Street olarak kalmış.
Church Street’in adını aldığı kiliseyi
ziyaret ettik, (Trinity Church), kilisede hem ısındık hem de biraz fotoğraf
çektik. Bahçesinde de ufak bir mezarlık olan bu kilise yıllar içerisinde üç defa yıkılıp tekrar
yapılmış, sonuncu hali 1846 yılında tamamlanmış.
Manhattan’ın en güneyindeki Battery Park’a
kadar gezine gezine yürüdük, bu arada bu bölgenin meşhur boğasını da
fotoğraflamadan geçmedik.
Haritalarda bir hayli büyükçe görünen bu park
şu anda tam virane. Sandy kasırgası burayı talan etmiş, park sular altında
kalmış, şu anda tekrar düzenleniyormuş. Ayrıca kasırganın verdiği zarar
nedeniyle Statue of Liberty (Özgürlük Anıtı) ve Ellis Adası'na yapılan
turistik seferler de durdurulmuş, buralara çıkmak yeniden yapılanma çalışmaları
bitene kadar yasaklanmış.
Daha önce yapılan seferlerin yerine şimdi bir
saatlik bir tekne turu koymuşlar, karaya çıkmadan bu civarı tekneyle
dolaşabiliyormuşuz. Havanın güneşli olması nedeniyle bizde gitmeye karar
verdik, hem de teknede açığa oturduk, Hande çayını ben de biramı aldım teknenin
kalkmasını bekledik. Bu arada hem parkta hem teknede davetsiz misafirlerimiz de
vardı.
Tekne hareket ettikten sonra önce Manhattan’in
güney ucunun sol tarafına doğru ilerledi, buradan bize Manhattan manzarası
izlettirip, New Jersey’in sahili Hoobogan’a doğru döndü, New Jersey tren
istasyonu ve Ellis Adası önünden Özgürlük Anıtına yönlendi.

 |
| Manhattan batı yakası manzarası |
 |
| New Jersey manzarası ve konuklarımız |
 |
| New Jersey Tren istasyonu |
Ellis Adası 1892 ile 1924 yılları arasında
ABD’ye gelen göçmenlerin giriş yaptığı, sağlık kontrolundan geçirilip, sorgu
sonrası vatandaşlığa kabul edildikleri yer olarak biliniyor. Bu süreçte 16
milyon kişinin bu adaya ayak bastığı söyleniyor. Ada 1954 de kapatılmış, şu
anda turistik olarak hizmet veriyor..
 |
| Ellis Adası |
Bu adayı geçince Özgürlük Heykelinin
bulunduğu Liberty Adasına geliniyor. Daha evvel de bahsettiğim gibi Sandy
kasırgasından sonra adaya çıkışlar iptal edilmiş, ancak tekneyle
yaklaşabiliyorsnuz.
Özgürlük Heykeli, Liberty Adasına 28 Ekim 1886 yılında
yerleştirilmiştir. O dönemlerde dost iki ülke olan
Fransa ve ABD arasındaki iyi ilişkilerin devamı için Fransa tarafından
kuruluşunun 100. Yılı vesilesiyle ABD'ye hediye edilmiştir. Özgürlük Anıtı,
1984'ten beri UNESCO'nun Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer almaktadır. Anıtın
mimarı Frederich Bartholdi'dir.
Anıt, sağ elinde bir meşale; sol elinde ise
bir tablet tutar. Anıtın başındaki tacın 7 sivri ucu 7 kıtayı veya 7 denizi
simgeler, toplam yüksekliği 46 metre ancak kaidesi ile beraber 93 metreyi
bulur. Anıtın meşale tutan sağ elinin yüksekliği, 13 metredir. Meşalenin
etrafındaki dehlizde 15 kişi bir arada dolaşabilir, başının genişliği 2 metre,
yüksekliği ise tacı ile birlikte 5 metredir. Heykelin içinden meşaleye kadar
168 merdiven tırmanarak ulaşılabilir.
Bol bol fotoğraf çekimine izin veren kaptan rotayı
Manhattan’ın doğu tarafına çevirdi, bu bölgeye gelindiğinde Financial Mahalle
sol tarafta bütün görkemiyle yer alırken sağ tarafta ise Brooklyn
gözlemlenebiliyor.
Manhattan ile Brooklyn’I üç köprü birbirine
bağlıyor. Bunlar sırasıyla Brooklyn, Manhattan ve Williamsburg köprüleri, bu
köprülerden Brooklyn köprüsünden yaya ve araç, Manhattan ve Williamsburg köprülerinden
ise hem yaya ve araç hem de metro geçişi var.
Bizim yaptığımız bu turu 15 dakikalığına
yapan helikopterler de var. 150-180 dolar arasında değişen bir ücretle hizmet
sunuyorlar.
Gezi teknesi en son köprünün önüne kadar
gidip geri döndü, biz de hem köprüleri hem manzarayı doya doya seyrettik,
fotoğrafladık, bu arada da bir saatlik süreçte iyice üşüdük.
Bu köprülerle ilgili detaylı bilgileri ilerki
günlerde yürüyerek yapacağımız gezi sırasında sizlerle paylaşacağım.
 |
| Brooklyn Köprüsü |
 |
| Manhattan Köprüsü |
|
|
|
|
|
|
|
|
Tekne çıkışı yakındaki Dunkin Donuts’a girip
kahve içerek ısındık. Cortland Str. Deki Century 21 mağazasına doğru yürürken
içinde Kocatepe Kurukahve, Pınar kaşar ve beyaz peynirleri, kuru incir, Ülker
bisküvi bile satan büyük bir markete rastladık. İş ve finans merkezlerinin göbeğindeki, adı Zeytuna olan bu marketin
alt katında bir de restoranı mevcut.
Bu kısa yürüyüş sırasında çektiğim ve çok
beğendiğim bir resmi de burada sızlerle paylaşmak istedim. Her tarafı cam olan
binaya karşısındaki binanın yansıması muhteşemdi.
Century 21, bizdeki Boyner benzeri ancak onun
4-5 misli büyüklüğünde bir mağaza. Marka ürünleri sanki outlet
mağazalarındaymış gibi ucuz fiyatlara bulmak mümkün.
Benim bir bavul ihtiyacım vardı. ABD
uçuşlarında iki adet valiz hakkımız olmasına rağmen ben tek bavulla gelmiştim,
niyetim oradan bir bavul alıp geri dönmekti. Nautica’nın en büyük boy bavulunun
etiket fiyatı 430 dolar iken bu mağazadan 99 dolara aldım. Hande’nin ihtiyacı
olan mutfak malzemelerini ve Füsun’un kokusunu da promosyonlarıyla birlikte
duty free fiyatının çok çok altına alıp, eşyalarımızı bavulumuza koyup
yakındaki metro istasyonundan eve döndük.
Aldıklarımızı bırakıp doğruca evin yakınındaki
bir bara gittik ve Brooklyn Nets - San Antonio Spurs maçını izleyip yemek
yedik. Açık hava ve güney bölgesi gezisi bizi bir hayli yormuş, maçın sonunu
bekleyemeden saat 10:00 gibi eve dönüp yattık.
11
ŞUBAT 2013 PAZARTESİ
Sabah yine 5:00 gibi uyandım, iki saat
yatakta uyumaya debelendikten sonra Hande de kalktı. Hande bugün bütün gün
okulda olacak, ders çıkışı buluşacağız. Bende Hande ile birlikte kalktım,
dışarıda çok şiddetli yağmur var. Hande mecburen sekiz gibi evden çıktı, bende
yağmur nedeniyle programımı değiştirip açık alanda dolaşmak yerine Manhattan
34. Caddeye gidip dükkanları gezinmeye, böylelikle çoğu vaktimi kapalı yerlerde
geçirmeye karar verdim.
Pencereden gözlediğim kadarıyla yağmur hızını
hiç azaltmadan devam ediyor, metroya yürüyene kadar sırılsıklam olacağımdan
daha geç çıkmak için oyalandım. Saat 10:30 gibi çıkıp metroyla 34. Caddeye gittim.
8. Avenue nun köşesinde metrodan çıkınca karşıma New York Posta Ofisi çıktı,
görkemli bir bina içini gezdim. Posta ofisinden çıkınca karşımdaki bina (alt
kısmı da metro istasyonu) Pennsylvania Tren Garı (Penn Station). Onun yanında
ise zaman zaman ünlülerin konserlerinın de düzenlendiği New York Knicks
basketbol takımının sahası Madison Square Garden.
 |
| New York Posta Binası |
 |
| Pennsylvania İstasyonu |
 |
| Madison Square Garden |
34. caddeden doğuya doğru yürümeye başladım.
Yağmurlu ve kasvetli hava nedeniyle Empire State’in tepesi bulutların arasında
kalmış, çıkış için bilet satan vatandaşlar yollara dökülmüş müşteri arıyor. Bu
havada Empire’ın tepesinden buluttan başka birşey göremezsiniz, bulut görmek
için de o kadar para verilmez, hem ayrıca Mayıs ayında bir aksilik olmazsa oraya
hep beraber çıkacağız.
 |
| Bulutlar Arasında Empire State |
New York’un en meşhur mağazalarından Macy’s e
girdim. İndirimli ürünleri bulamazsanız ciddi anlamda pahalı bir mağaza,
tesadüfen 80 dolardan 24 dolara inmiş Nautica kazak gördüm, bedenide vardı,
aldım. Hızlıca tüm mağazayı dolaşıp, nerede ne var keşif yapıp çıktığımda
yağmur da dinmişti.
İki blok daha yürüyüp Madison Avenue’dan
kuzeye döndüm ve 42. Caddeye kadar yürüdüm. 42. Caddeye geldiğimde sağ
tarafımda bir blok ileride New York Central Garı gördüm. Garın içini gezdim,
popüler lokantaların çoğunun garın içinde de şubesi var, ayrıca harcıalem yemek
yenecek fast foodcular ve alışveriş dükkanları dolu. Her yer pırıl pırıl,
onlarca peron mevcut, bu peronlara özel yollarla gidiliyor, yani kısaca aynı
bizim garlar diyelim ve fotoğraflara geçelim.!!!
 |
| Central Gar |
 |
| Peronlara Giden Yollar |
 |
| Peronlar |
|
|
|
|
| | |
|
|
|
|
Garın
biraz daha doğusunda ise yine yüksekliği ile meşhur Chrysler Binası var ama
havadan dolayı bulutların arasına gizlenmiş.
Geri dönüp
aynı caddede bu sefer batıya doğru yürümeye başladım, karnım acıktı ve Little
Italy Pizza da bir dilim pizza atıştırdım, hem de dinlenmiş oldum. Lokantaya
kocaman yazmışlar “Maksimum oturma süresi 25 dakikadır” diye.. Süremi doldurup
kovulmadan çıktım.
Caddelerdeki
hediyelik eşya mağazalarından eşe dosta ufak tefek hediyelikler aldım. Batıya
doğru gezinirken büyük bir bina karşıma çıktı, haritadan New York halk
kütüphanesi olduğunu öğrendim. Tam cephesinden fotoğraflayıp yanından devam
ettim, kütüphanenin tam arkasında Hande’nin çok beğendiği Bryant Park mevcut.
Hande buranın yaz aylarındaki halini anlata anlata bitirememişti, herkes
yiyecek ve içeceklerini alıp sandalyelere şezlonglara hatta çimlerin üzerine
yayılıyormuş. Şimdi ise parkın ortasında kocaman bir buz pateni pisti mevcut,
canı isteyen patenlerini alıp geliyor veya ordan kiralayarak kayıyor.
 |
| New York Halk Kütüphanesi |
 |
| Bryant Park |
Parkın içinde turistik kitapların methettiği
ve pahalı sınıfında nitelendirdiği Bryant Park Grill isimli bir restoran
mevcut, ayrıca Celcius isimli hem kapalı hem de açık oturma yerleri bulunan bir
café brasserie mevcut. Bu kafede açıkta oturup tepeden ısıtılan sobaların
altında bir kahve içtim, paten kayanları seyrettim.
 |
| Celcius Cafe |
42. caddeyle 6. Avenue köşesindeki Bryant
Park’tan 8. Avenue ya kadar yürüdüm, bu köşeye geldiğimde karşımda New York’un
otobüs terminali “Port Authority” ile karşılaştım. Hande’ler Rutherford’da
otururken hep bu terminali kullanıyorlarmış. Katlarda gezinen otobüslerin
dışarıdan da görüldüğü bu terminalin hemen yanında bir biracı bulunmakta. Adı
şaka gibi: “Beer Authority”.
 |
| Port Authority |
 |
| Beer Authority |
Hande ile buluşmak üzere metroyla Hoyt’a
gelip, okulun kapısına yürüdüm.
Akşam yemeğine okulun hemen karşısındaki
Junior’s lokantasına gittik. Okuduğum tüm dokümanlarda burada cheesecake
yemeden dönülmemesi gerektiği yazıyordu. Aynı lokantanın Central Gar içerisinde
ve Times Square’de de şubeleri mevcut.
Yemekleri bol kepçe, lezzetleri şahaneydi.
Ben somon balıklı sezar salatası yedim. Bizde olsa salatanın üzerine somonu
serperler, adamlar 4 koca parça incecik kesilmiş somon ızgara koymuşlar. Hande
ise parmesan peynirli tavuk şinitzel yedi, bir lokma tattım o da şahaneydi. Bu
leziz yemeğin yanında birer de margarita yuvarladık ki değmeyin keyfimize…
Bu kadar yemeğin üzerine methini duyduğumuz
cheesecake’I yiyecek yerimiz olmamasına rağmen paylaşmaya karar verdik ama
sempatik garsonumuz paylaşacağımızı duyunca öyle bir dilim getirdi ki üç kişi
rahat yer. Yemeklerimizi fotoğraflamayı unuttuk ama cheesecake mutlaka
unutulmazlar arasında yer almalıydı.
 |
| Junior's Cheesecake |
Methedildiği kadar varmış, heralde bugüne
kadar yediğim en güzel cheesecake idi. Tabağın dibini kazıyıp adamları bulaşıktan
kurtardık.
Evimize döndük, sipariş edilen sünger
yataklar gelmişti, onları yukarı taşıdık, bu gece Hande rahat rahat yatağında
uyuyacak, bende mayıs ayında bize çok lazım olacak yatakları test edeceğim.
Birer banyo yapıp koltuğa çöktük ve bilgisayarlarımıza odaklandık.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder