1 Mart 2013 Cuma

2013 NEW YORK'TA İKİ HAFTA BÖLÜM:1



HAZIRLIK

Yılbaşı nedeniyle Türkiye’ ye gelen Hande 19 Ocak’ta New York’a geri döndü. Bizim de İstanbul’da ki kuzenlerle planımız 18 Mayıs tarihinde, Hande’nin finallerinin bitmesini takiben New Yok’a gidip bir ay kalıp hem New York’y hem de yakın civarı gezmekdi. Bunun için vizemizi ve biletlerimizi bile aldık.

Ocağın son haftasında Hande ile yaptığımız bir telefon konuşmasında erkek arkadaşı Can’ın çalıştığı Mavi Jeans’ten izin aldığını ve iki hafta Türkiye’ye geleceğini öğrendik, aynı tarihlerde Türkiye’ye gelememeleri bir şanssızlık olmuştu. Bu haber üzerine Füsun’a keşke biz gitseydik, hem Hande yalnız kalmazdı, hem de beraberce gezerdik dedim, Füsun ilk başta olaya sıcak baktı, Hande’ye bu fikri söylediğimizde “Benim hem derslerim hem de asistanlık çalışmalarım var sizinle çok fazla birlikte olamam” dedi, ancak kafasının bir köşesine de ailesinin gelebileceğini yerleştirdi.

Füsun Sevgililer günü nedeniyle THY’nin yaptığı promosyonla 1 hafta gidelim dedi. Bu promosyonda yanınızda götürdüğünüz ikinci kişi için sadece 1 dolar ve 675 TL vergi ödüyorsunuz. Ancak promosyonlu biletler tükenmiş sadece Comfort class ta yer bulabildik o da baya yüksek bir rakam tuttu. Bütün bunların yanısıra bu promosyonda sadece 7 gece 8 gün konaklanabiliyor, daha uzun kalınamıyordu. Hem Hande hemde ben bu kadar yol gitmişken hiç olmazsa iki hafta kalmalı fikrini savunduk. Füsun’da hem kedimiz Mırnık’ı yalnız bırakmamak (zaten 10 gün evvel bir ay yalnız bırakmıştık) hem de havaların soğuk olması nedeniyle gitmek istemedi, ben sana o soğukta ayak uyduramam sen yalnız gitsene diye bir fikir ortaya attı.

Bir müddet düşünme sürecinden sonra hem millerimin yanmaması hem de kızıma arkadsaşlık etmek için tek gitmeye karar verdim, Füsun’da bu konuda son derece destek oldu ve onu merak etmememi söyledi.

Akbank Wings kartından birikmiş millerimle üzerine 4000 civarı mil borçlanarak ekonomi sınıf bir bilet aldım, Buna göre 7 Şubat Perşembe günü New York’a uçacak, 21 Şubat gecesi ise dönüş uçağına binip 22 Şubat’da evde olacaktım. Bu biletlere birde Ankara bağlantısını eklettim, ancak yaklaşık 10 senedir hiç Ankara bağlantılı yurt dışına çıkmamıştım, hep İstanbul’dan binip uçmuştuk. Bu on senede birçok değişiklik olmuş, THY’de çalışan kuzenimden durumu sorguladım, buna göre Ankara’dan valizimizi New York verecek, ancak pasaport kontroluna İstanbul’da girecekmişiz.

Hande’nin Türkiye’den istediği malzemeleri (bulgur, mercimek, pirinç, bisküvi) gibi tedarik edip, bavulumu hazırlayıp 7 Şubat’I beklemeye başladım.

Güney Amerika’ya daha evvel gitmiştim ama A.B.D ye ilk gidişimdi, internetten nerelerin gezilmesi gerektiğini inceledim, gerekli evrakları bastım, metro haritasını çalıştım, haftalık metro kartları vs gibi detaylarla vakit geçirdim. Ayrıca sigortacı olan diğer kuzenimden ise yurt dışı seyahat sigortası yaptırdım. ABD’de sağlık giderleri çok pahalı olduğundan 15 günlük acil durumları kapsayan ve yaklaşık 50.- TL ye malolan bu poliçe kendinizi garantiye almak bakımından son derece makul.

Annemlerin kullandığı taksiciyi de ayarladım ve Perşembe gününe randevulaştım.

Istanbul uçağı için yer almak amacıyla THY sitesine girdiğimde, New York uçağının boş olmasına rağmen daha evvel aldığım yerin iki yanının dolu olduğunu gördüm, kendi kendime  “ Uçak bu kadar boşken kim benim yanımdaki iki koltuğu bulmuş” diye düşündüm ve yerimi değiştirip iki sıra arkadan pencere kenarı aldım. 

 

 7 ŞUBAT 2013 PERŞEMBE

Saat 8:30 da taksi geldi beni aldı, İstanbul uçağım 10:00 da. Bavulumu New York olarak verdim ve rötar sayılmayacak kadar az 20 dakikalık bir gecikmeyle İstanbul’a uçtuk. İç  hatlardan dış hatlara geçerken THY’de çalışan kuzenimi aradım, dış hatlarda buluştuk, ayak üzeri sohbet ederken bana “ Niye yerimi değiştirdiğimi “ sordu. Bende dün akşam bakarken yanımı dolu gördüğümü o nedenle boş olan bir yere geçtiğimi söyledim ve ona bunu nereden bildiğini sorduğumda, uçak boş olduğu için senin yanındaki iki koltuğu ben kapatmıştım, allahtan sabah tekrar baktımda yerini değiştirdiğini görüp bunları da kapattım dedi. Böylece üç kişilik koltukta business class gibi tek başıma uçacaktım. Duty Free dolaşmak ve kapıma gitmek üzere vedalaştık, pasaporttan geçip, freeshopları dolaştım, alınacak şeylerin fiyatlarını kontrol ettim ve kapıya gittim.

İstanbul – New York uçuşunu yapmak üzere B777 Akdeniz isimli uçağa bindik, 44K da oturuyorum, uçağın arka bölümünde ve hakikaten bu bölümde her üçlü koltukta birer ikişer kişi var yani uçak boş. Uçak körükten zamanında hareket etmesine rağmen, kalkış sırasındaki yoğunluk nedeniyle (12. Sırada kalktık) bir saat rötarlı uçuşa başladı.

 

 Kalkış sonrası İstanbul manzarası

Kalkışı takiben öğle yemeği servisi verildi, daha sonra uçağın güneşlikleri indirildi, herkes uyumaya başladı. Ben uçaklarda hiç uyuyamadığımdan iki film seyrettim, kablosuz internet bağlantısıyla Füsun ve Hande ile sohbet ederek vakit geçirdim, Henüz Türkiye saatiyle gündüz olduğu için uykum falan da yoktu, inişe yakın bu sefer akşam yemeği servisi yaptılar, akabinde de 17:30 gibi JFK havaalanına indik. Havaalanı o kadar büyük ki uçağın iniş sonrası körüğe gitmesi ve park etmesi 50 dakika sürdü.

Pasaport kuyrugunda önümde 200 kişi falan vardı, neyse ki ABD vatandaşlarının tarafı çabuk eridi ve bizim kuyruktakileri de oraya yönlendirince bir saatte sorgu suale maruz kalmadan pasaporttan çıktım.

Air train ile bütün terminalleri (8 terminal) dolaşıp Howard Beach istasyonunda metroya transfer oldum. Bu arada 29 dolara haftalık metro kartı aldım. A treniyle Hoyt durağına kadar geldim, burada G trenine aktarıp eve gitmek için beklemeye başladım. Arkama üç tane zenci genç geldi, kendi aralarında konuşup gülüşüyorlardı, biraz serseri tipliydiler, bu yüzden ilgilenmeden önüme döndüm, treni beklemeye devam ederken sırtıma bır şaplak indi. Şimdi ayvayı yedik diye düşünüp panikle arkamı döndüğümde karşımda Hande duruyordu. Meğerse onun da okuldan dönüşte kullandığı istasyon burasıymış. Okul çıkışı beni aramış ama telefonum çekmiyormuş, metroda olduğumu tahmin etmiş ve kendisi de metroya gelince tüm peronu orada olabilirim diye dolanırken beni görmüş. Böylece tesadüfi bir şekilde buluşup G metrosuna bindik ve metrodan eve kadar olan takribi 300-400 metreyi elimde bavulla yürüdük.

Evi gezip, biraz sohbet ettikten sonra benim gözlerim kapanmaya başladı, Hande zorla kendi yataklarını bana verdi, kendisi salondaki kanapede yattı. Kafamı yastığa koyar koymaz uyumuşum.

  8 ŞUBAT 2013 CUMA


Jetlag nedeniyle o kadar erken uyuyunca sabahın köründe saat 5:30 da uyandım, salonda uyuyan Hande’yi uyandırmamak için odada internet ile vakit geçirdim ancak tuvalet kapısının gıcırdaması nedeniyle maalesef Hande de uyandı. Yatakları değiştik, o biraz daha uyumak üzere odasına geçti bende salona transfer oldum. Misafirler için sipariş ettiği iki adet sünger yatak Salı günü gelecekmiş, bu nedenle o tarihe kadar böyle idare edeceğiz.


Hande ‘de uyandıktan sonra kahvaltı için dışarıya çıktık, gündüz gözüyle hemen evin bir resmini çektim.


  








New York City İlçe Haritası





Ben onbeş günlük bu gezim sırasında Manhattan adası ve Brooklyn’I gezdim, diğer yerlere fırsatım olmadı. Bu nedenle sizlere burada önce bu iki bölgeyi tanıtmak isityorum.

Manhattan adası, aşağı şehir (downtown), ortaşehir (midtown) ve yukarı şehir (uptown) olmak üzere üç ana bölüme ayrılır. Izgara planına sahip olan şehirde sokaklar doğu-batı yönünde giderken, caddeler de (avenue) kuzey-güney yönünde giderler. Caddeler doğu tarafından başlayarak batıya doğru artan şekilde numaralanmıştır, sokaklar ise güneyden başlayarak kuzeye doğru artan şekilde numaralanmıştır. Caddelerin kiminin hem ismi hem numarası vardır, birkaç tane de numarasız sadece ismiyle anılan cadde vardır.

Aşağı şehir, adanın 14.üncü sokağın altında kalan kısmıdır. Orta şehir 14.üncü sokaktan 59.uncu sokağa kadar olan kesimi kapsar. 59. uncu sokağın yukarısı Yukarı şehirdir. Bu üç bölge ayrı ayrı karakterde pekçok mahalleye ayrılır.

Aşağı Şehir (Downtown)
New York'un ilk kurulduğu Manhattan adasının güney ucundan 14.üncü sokaga kadar olan bu bölgede şu mahalleler bulunur. Adanın en güney ucu Finans Merkezi (Financial District) adıyla anılır ve pekçok işyerine evsahipliği yapar. Büyük bankaların ve finans kuruluşlarının yanı sıra çeşitli avukatlık büroları, mimarlık büroları ve de New York borsası bu bölgededir. Bu bölgenin batısında Canal caddesine kadar uzanan Tribeca (Canal Caddesinin altındaki üçgen) semti bulunur. Doğuda Financial District’in üzerinde Belediye binası ve mahkemelerin bittiği noktada Çin mahallesi başlar ve şehrin Çin kökenli göçmenlerinin yoğun olarak yerleştiği bir bölgedir. Çin mahallesi ve Tribeca’nın bittiği Canal caddesinin yukarısı batı kısmında SoHo, doğu kısmında ise Little Italy (Küçük Italya) ve Lower East Side (Aşağı Doğu Yakası) mahalleleri bulunur. SoHo (ismini South of Houston – Houston caddesinin güneyinin kısaltılmasından alır), eskiden ağırlıklı olarak küçük iş merkezlerinin bulunduğu bir mahalleyken, 1970’ler sonrasında şehrin en önemli sanat merkezi olmuştur. Little Italy'de eski İtalyan kültürü halen Mulberry caddesi boyunca yayılan İtalyan korunmaktadır. Lower East Side ise daha çok göçmenlerin yerleştiği bir bölge olarak bilinir. Houston Caddesinin kuzeyi ile 14. cadde arasında kalan bölüm Village adıyla anılır ve Aşağı şehrin en kuzeyini oluşturur. Village’ın batıda kalan kısmı Greenwich Village, doğu yakasında kalan kısmı ise East Village'dir. 

Orta şehir (Midtown)
14. sokaktan 23. sokağa kadar olan kesim batı yakasında Chelsea, doğu yakasında Gramercy ve Stuyvesant adıyla anılır. İkisinin ortasında Flatiron bölgesi bulunur (Adını 1910’da yapıldığında dünyanın en yüksek binası olan Flatiron binasından alır). Chelsea günümüzde şehrin gay kültürünün merkezidir, aynı zamanda da sanat merkezidir. Gramercy bölgesi mesken ağırlıklıdır ve Gramercy parkını çevreler. Bu bölgenin doğusu East River’a kadar hastanelerle doludur.
23. sokağın yukarısı 42. sokağa gelene kadar batıda Clinton, doğuda Murray Hill adıyla anılır. Bu bölgelerde meskenden işyerine doğru geçiş başlar. 42. sokak şehrin merkezini temsil eder. Merkez otobüs garı, Times Meydanı, şehir kütüphanesi, Grand Central Terminali ve Birleşmiş Milletler binası 42 cadde boyunca batıdan doğuya doğru uzanırlar. 42. sokakla 59.uncu sokağın arası yoğun ve yüksek yapılaşmaya sahiptir ve önemli iş merkezlerine ev sahipliği yapar. Buradaki Rockefeller Merkezi, Chrysler, Empire State, Sony, Metlife ve Citibank binaları gibi gökdelenler şehrin tanıdık panoramasını oluşturur.

Şehir Kenarı (Uptown)
59'uncu sokağın yukarısına verilen isimdir. 59'uncu ve 106'ıncı sokakların arasinda yukarı şehrin ortasında Merkez Parkı (Central Park) bulunur. Parkın batı yakası Yukarı Batı Yakası (upper West Side), doğu yakası da Yukarı Doğu Yakası (Upper East Side) adını alır. Parkın iki yanı boyunca şehrin en gözde meskenleri yükselir. Bu meskenlerin kiraları insanın dudaklarını uçuklatacak mebleğlarda olduğundan buralarda Keanu Reeves, Bono  gibi bilumum ünlünün oturduğu bilinir.Aynı zamanda şehrin en önemli müzeleri de parka bakan caddeler üzerindedir. Batı yakasında Doğa Tarihi müzesi, doğu yakasında ise Metropolitan, Guggenheim, Yahudi, El Barrio Latin ve Alman-Avusturya sanatı müzeleri bunların en önemlilerindendir. Amerikan sanatı ağırlıklı Whitney müzesi de Yukarı Doğu Yakası’nda bulunur. New York şehir opera, tiyatro ve balesini barındıran Lincoln Center Yukarı Batı Yakası’nda yer alır. Merkez Park’ının bittiği yerde Harlem başlar. Buranın batısı Columbia üniversitesine ev sahipiği yapan Morningside tepesi, doğusu ise Latin kökenli göçmenleriyle ağırlıklı El Barrio ya da İspanyol Harlemi adıyla anılır. Ada 210.uncu sokakta son bulur.
New York’tan bu kadar bahsetmişken bu şehre nasıl ulaşabileceğinizi, ve şehrin içinde ulaşımı nasıl sağlayabileceğinizden de kısaca bahsetmek isterim.

New York City 3 adet havaalanına sahiptir. Bunlar:

John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı

New York’un Queens bölgesinde yer alan JFK havaalanının 8 terminali bulunuyor. THY 1 nolu terminalden iniş-kalkış yapıyor. Bu terminalden şehre ulaşım için taksi, otobüs ve tren kullanılabiliyor, taksi oldukça maliyetli, otobüslerde ise bavul için yer bulma problemleri yaşanıyor. Bence en pratik yol tüm terminalleri dolaşan ve sonunda sizi şehire gidecek metro istasyonlarına bırakan 5 dolar karşılığında binebileceğiniz “Airtrain”. Bende bunu kullandım ve Howard Beach metro durağına kolaylıkla ulaştım.

Newark Liberty Uluslararası Havaalanı:

Manhattan’ın güneybatısında bulunan Newark Uluslararası Havaalanı, New York bölgesinin ikinci en yoğun havaalanı. Üç terminali bulunan Newark Havaalanı’na inen uluslararası uçuşların çoğu B terminalini kullanıyor.


LaGuardia Havaalanı


New York bölgesinin üç ana havaalanından en küçüğü olan LaGuardia, şehir merkezi’ne en yakın havaalanı. Uçuşların büyük bir çoğunluğu yurtiçi olmakla beraber, Kanada ve Bahamalar gibi nispeten yakın bölgelerden de burayı kullanan mevcut.

Şehir içi ulaşımda ise çok çeşitli araçları kullanmak mümkün, sırasıyla değerlendirirsek;

Metro : Günün 24 saati açık olan,  New York metrosu, şehir içi ulaşımın en hızlı yöntemi. Her istasyonda, metroların vagonlarında metro haritaları asılı, bunun için geliştirilmiş akıllı telefon uygulamaları bile var, hatta bu uygulamalar size tarife ve hat değişikliklerini, hatlardaki problemleri anında bildiriyor. Metroyu kullanmak için MetroCard adı verilen kartlara ihtiyacınız var. Kart alıp içine para yükleyerek kullanabilirsiniz, bu durumda her binişiniz (yeryüzüne çıkmadan istediğiniz aktarmaları yaparak) 2.25$.Krediniz bittiğinde para yüklemeniz lazım.


Bunun dışında 29$ karşılığında 7 günlük, 104$ karşılığında da 30 günlük sınırsız MetroCard alabilirsiniz

Otobüsle:  New York’un neredeyse her yerine otobüsle ulaşmak mümkün. Her durakta durduğundan metro kadar hızlı olmasa da metro istasyonlarından nispeten uzakta bir yere gidiyorsanız otobüs tercih edilebilir.MetroCard’lar otobüsler için de kullanılıyor ve belli bir süre içerisinde iki vasıta arasında ücretsiz aktarma imkânı sağlıyor.


Trenleaslen Hudson Nehri’nin karşısına geçmek için kullanılıyor ama şehir içinde birkaç noktaya ulaşım için de kullanabilirsiniz. Bunun dışında New York’taki trenler genelde merkez ile şehir dışındaki bölgeler arasındaki ulaşımı sağlıyor. LIRR sistemiyle Long Island’a, Metro-North Railroad ile şehrin kuzeyindeki bölgelere ulaşabilirsiniz.


Taksiyle:  Manhattan’ın çoğu bölgesinde sürekli gezen “resmi” sarı taksiler trafik fazla sıkışık olmadığı zamanlarda şehir içi ulaşımınızı hızlı ve rahat bir şekilde sağlayabiliyor. Ücretleri 3 dolardan başlayan bu taksiler yaklaşık her 300 metrede 0.40$ yazan taksimetreler kullanıyor. Geceleri ve hafta içi iş çıkış saatlerinde ekstra ücret alınıyor. Bunun dışında Amerika’nın çoğunda olduğu gibi toplam tutarın %10’u civarında bahşiş vermeniz bekleniyor.


Manhattan’ın dışındaki yerlerde (Bronx, Brooklyn, Staten Island) Car Service’ler mevcuttur. Car Service araçlarında taksimetre bulunmaz, kısa mesafeler 5-10 $ arasındadır, uzun mesafelerde ise pazarlık yapılır ve fiyat önceden konuşulur.


Aşağıda internette deneyimlerini anlatan bir başka arkadaşın çizdiği kabalama Manhattan haritasını iznine sığınarak sizlerle paylaşmak istedim. Böylece yukarıda anlatılan bölgeleri gözünüzün önünde daha iyi canlandırabileceğinizi düşündüm.



Diner çıkışı metroya binip Manhattan’a gittik, ilk defa ayak basacaktım gökdelenler şehrine. 59. Caddede Cenral Parkın güneydoğu köşesinde inip güneye doğru yürümeye başladık. Çok fazla ilerleyemeden kapısının önü tıklık tıklım camdan bir yer gördüm, meğer Apple’ın dükkanıymış. Merdivenlerle aşağı iniyorsunuz ve aşağısı tam bir teknoloji cenneti. 

Mecburen girdik ve aşağıdaki fotoğrafları hatıra olarak çektik.













Apple Store 



Biraz dolaşıp ürünlere ağzımızın suyu aka aka çıktık, güneye doğru yürüyüşe devam ederken Trump Tower’a geldik. Donald Trump’ın 65 katlı yapısının içinde 24m den akan bir de çağlayan var. Biz binanın içine girip arka avlusunda bıraz dolaştık. Daha sonra çıktığımızda hava iyice puslanmıştı kafayı kaldırıp baktığımda Empire Stete binasının tepesi bulutlar arasındaydı.


















Hande’nin okulda ve yuvada olduğu zamanlarda haberleşebilmek için Ankara’dan götürdüğüm eski telefonlarımdan birine kontürlü ABD numarası aldık. Yürürken Rockefeller Center’ın önüne gelmişiz. Burası 6.cadde ile 48-51. Sokakların üzerinde yer alan 19 binadan oluşan bir kompleks. Binaların ortasında büyük bir buz pateni pisti mevcut ayrıca her yılbaşında burada süslenen devasa yılbaşı ağacıyla meşhur. Civarında dolaşırken, Lego dükkanı gördük, çocukluğumdan beri en sevdiğim oyuncaklardandır, hemen dükkana girdik, gösteri amaçlı Rockefeller Center’ın legodan yapılmış maketi vitrindeydi. Ayrıca bir dolu oyuncak ta yapılmış olarak sergileniyordu. Örnekler aşağıda:

  



































Rockefeller Center’ın bloklarından birinin tepesinde New York’u seyretme terası yer alıyor, Empire State ile birlikte sadece iki binada böyle turistik bir atraksiyon mevcut. Hava puslu olduğu için başka gün çıkmaya karar verip, yemeğe gidiyoruz.



Öğlen yemeğini Meksika lokantası Chipotle da yedik, burada tabağınıza konmasını istediğiniz şeylerin sergilendiği büyük bir bölüm var, sıra size gelince kadın tabağınızı eline alıyor, siz başlıyorsunuz koymak istediklerinizi söylemeye fakat burada herşeyi üstüste koyuyorlar, bazen arada müdahale edip bunu yanına koyun lütfen diyip araya giriyorsunuz ama elleri alıştığından bazen de söylediğinizde herşey çok geç oluyor. Başta tuhaf geldi ama yedikçe hoşuma gitti, isterseniz yanına Margarita da veriyorlar. Biz daha öğlen olduğu için kola ile idare ettik.



Çıktığımızda hafif hafif kar atıştırıyordu. Yürüyerek Times Square’e kadar indik oralarda gezindik ancak milletin takıldığı meşhur merdivenleri kar ve buzlanma nedeniyle kapatmışlar. Aşağıda size Times Square’den birkaç görüntü. 
























Sürekli Times Square civarında dolaşan “Naked Cowboy” “Çıplak Kovboy”lakaplı bir adama rastladık, tüm turistlerle resim çektirip yolunu buluyor. Bu soğukta hiçte kolay bir iş değil.




Merkezi yerlerde dolaşırken Mayıs ayında Füsun’un kuzenleriyle geleceğimiz seyahat için onlara otel de bakıyoruz. Girdiğimiz otellerden birinde adam bu işlerle uğraşan departman kar fırtınası alarmı nedeniyle erken çıktı başka bir gün uğrayın dedi, ortada ne fırtına var ne rüzgar, hafif hafif kar atıştırıyor.

Bizde eve gideceğimize güneye yürüdük ve Bleecker caddesindeki bir İtalyan pastanesine oturup cheesecake yiyip çay içtik, daha sonra Union Square’e gidip metro girişinin hemen karşısındaki marketten birşeyler alıp eve öyle dönelim dedik. Markete girdiğimizde hemen hemen hiçbirşey kalmamıştı ve kasaların önünde inanılmaz kuyruklar vardı. Bu adamlar hemen panik olma yapısına sahip herhalde, TV kanallarına bakıyorsunuz “Kar Fırtınası” geliyor diye anonslar geçiyorlar. Hiçbirşey almadan metroya bindik, bizim duraktan bir durak önce inip mahalle marketinden ufak tefek şeyler alıp eve döndük, Füsun’la konuştuk. Bu arada pencereden baktık kar hafif hafif yağıyor ve tutuyor. Bu kar eğer Ankara’da yağsa kesin tutmaz, burada çok ince yağıyor fakat havanın soğukluğundan yere düşen tanecikler kesinlikle erimiyor, buz gibi kalıyor, iklim koşullarından olsa gerek. Evden görüntü:

 
Ben hem uykusuzluk hem de bu kadar yol yürümenin ardından saat dokuz gibi yıkılmışım.
 

9 ŞUBAT 2013 CUMARTESİ

Gece o kadar erken uyuyunca sabah yine besbuçukta uyanıp Hande ile oda değiştik, ben salonda dizi seyredip, internete takıldım. Bütün gece yağan kar iyice tutmuş, Saat 9:00 gibi çıkıp Dunkin Donut’s a yürüdüm, bagel alıp eve döndüğümde Hande de uyanmıştı, evde kahvaltı ettik.  Sokaklar kar içinde ve ciddi bir ayaz var, bizde o nedenle Natural History Museum (Doğa Tarihi Müzesi) gidelim hiç olmazsa bu soğuk günü kapalı bir yerde değerlendirmiş oluruz diye düşündük.

Müze konusuna gelmişken burada New York City Pass konusunda bilgi vermek istiyorum. Bu biletle belirlenen 6 müze veya turistik noktaya 106 dolara girmenizi sağlıyor. Normal girişlerden 79 dolar avantaj sağlıyorsunuz. Bu altı nokta:


·         Empire State Gözlem katı


·         Amerikan Doğa Tarihi Müzesi


·         Metropolitan Sanat Müzesi


·         Modern Sanat Müzesi ( MoMA)


·         Rockefeller Top of The Rock veya Gugenheim Müzesi


·         Özgürlük Anıtı & Ellis Adası veya Circle Line gemi turu

Yaptığım hesaplar sonucunda sanat müzelerine gitmeyeceğimi ve de Empire State’in gözlem katına Mayıs ayında çıkacağımızı düşünerek City Pass almadım. Zaten bununla ancak Empire State’in 86. Katına çıkabiliyorsunuz, 102. Kata çıkmak için ekstra bir başka bedel ödüyorsunuz.


Evden çıktığımzıda her taraf kar içerisindeydi, metroyla. Müzenin bulunduğu Columbus Av. Ile 86. Caddenin köşesine kadar geldik.

 

 

 

 

 Evden görünüm 

 


 

New York Doğa Tarihi Müzesi dünyanın en büyük ve en ünlü müzelerinden birisidir. Müze birbirine bağlı 25 bina bloğundan oluşmakta, sürekli değişken sergiler ve tanıtımlar ekstra ücrete tabi olarak görülebilmekte. Müze koleksiyonu, 32 milyondan fazla parça içeriyormuş fakat bunların hepsi aynı anda sergilenemiyor.

Dört katlı olan müzede; dinazorlardan insan evrimine, her kıtadaki yaşamış medeniyetlerden, yaşamış ve yaşayan hayvan türlerine, dünyada çıkarılan minerallerden, değerli taşların örneklerine,dünyaya düşen meteorlara kadar çok çeşitli yelpazede ürün sergileniyor. Görevlinin önerisi üzerine 4. kattan başlayıp elimizdeki planla geze geze aşağı indik, arada müze içindeki restoranda bir yemek molası verdik. Müze bileti tüm gün geçerli istersen çıkıp hava alıp, sigara içip tekrar girebiliyorsun. Bu noktada müzede çektiğim çok sayıda resimden ilginç bulduğum bir kısmını sizlerle paylaşmak isterim.

 Willamette Meteroid 15.5 ton demirden oluşuyor.


 North Carolina'da bulunmuş dünyanın en büyük zümrüt taşı.
 Star of India 563 carat büyüklüğündeki bu safir SrLanka'da bulunmuş.











Altın


Müzeyi hava kararmadan tamamlama hedefine eriştik ve çıkıp hemen karşısındaki karlarla kaplı Central Parka girdik. Girdiğimiz nokta parkın batı yakasının hemen hemen tam ortasıydı. Görüntü nefisti,golcuklerin bir kısmı donmuş, çocuğunu kapan parka gelmiş kiminde kızak kiminde şişme deniz simidi kiminde snowboard buldukları tümseklerden kayıyorlar, kayak yapan bile vardı. 



 

 

 

 

 

 

 



Haritaya göre bulunduğumuz yerden parkı güney ucuna olan 1800 m lik mesafeyi etragı seyrede  seyrede yürüyüp Colombus Circle’a çıktık. Yürüyüş sırasında Central Park içinde gezinen atlı faytonları ve çoğunluğunu Türklerin kullandığı bisikletli çekçekleri izledik, batı yakasındaki yolu takip ettiğimizden ünlülerin oturduğu apartmanları gördük. 





 

 

 

 

 

Bono ve Keanu Reeves'in oturduğu bina 

 

 

 

 

 

Colombus Circle, Central parkın Güney batı ucu oluyor. Burada da bir heykel ve sosyetik bir alışveriş merkezi var. Isınmak için oraya girdik ve orayı dolaşarak içimizi ısıttık.


Oradan da Broadway Caddesi boyunca yürüyecektikki Hande daha önce Buenos Aires’te de gördüğümüz Hooter’s restoranını gördü, oraya girip birer bira ictik, ve garson kızın 10 dakikada nir 'Hersey iyimi??? ' sorularından bezip kalktik. Bu lokantanın özeliği garson kızların genellikle büyük göğüslü olması ve seksi kıyafetler içinde servis yapması. Lokanta boş olmasına rağmen sanki masa işgal ediyormuşuz muamelesi çok ters geldi.


Broadway caddesinden aşağı Times'a Square e yürüdük, Hande oldukça meşhur bir lokanta olan Bubba Gump’a gidelim diye önerdi, lokantaya girdik ki alt kat alışveriş dükkanı ve bekleme bölümü anababa gunü. İsmimizi yazdırıp beklemeye başladık, akın akın insan geliyor,sanki New York’ta başka yemek yiyecek yer yok. Şaka bir yana onbeş günlük gezimde önünden geçtiğim küçüklü büyüklü binlerce lokantanın hepsinin dolu olduğunu gördüm. Her yerin kendine göre bir müşterisi var.


Bubba Gump 2010 itibariyle dünyada 32 şubesi olan ve ağırlıklı olarak karides yemekleriyle ünlü lokantalar zinciri.


Leziz karidesleri yemek için 15-20 dakika bekledikten sonra yukarı alındık,  yukarda da ayrı bir kuyruk var masanıza götürülmek için bekliyorsunuz. 



 



Lokantada ünlü Forrest Gump filminden esinlenilmis bir sürü espri duvarları süslüyor, güzel bir atmosfer. Hande tavuklu Sezar salatası bende tereyağında kızarmış sarımsaklı karides ve pilav yedim. Tek kelimeyle ENFES di.. Tatlı yemedik ve kalori bombardımanına dur diyerek kalktık.

Daha hafif bir tatlı amacıyla dondurmaciya gittik. Times square de Coldstone. Nefis bir dondurma götürüp hemen karşısından metroya binip bizim için dünyaya açılan pencere olan Hoty istasyonunda aktarma yapıp eve donduk. Çaylarımızı yapıp yığılıp kaldık. Beşiktaş’ın maçının gollerini internetten izledik. Müze ve Central Park turu bizi o kadar yormuştu ki ben yine erken sayılacak bir saate 10:45 gibi yattım, yatakta kafamı yastığa koyduğumu hatırlamıyorum, sızmışım.


























 

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder