HAZIRLIK
Yılbaşı nedeniyle Türkiye’ ye gelen Hande 19 Ocak’ta New York’a geri döndü. Bizim de İstanbul’da ki kuzenlerle planımız 18 Mayıs tarihinde, Hande’nin finallerinin bitmesini takiben New Yok’a gidip bir ay kalıp hem New York’y hem de yakın civarı gezmekdi. Bunun için vizemizi ve biletlerimizi bile aldık.
Ocağın son haftasında Hande ile yaptığımız bir telefon konuşmasında erkek arkadaşı Can’ın çalıştığı Mavi Jeans’ten izin aldığını ve iki hafta Türkiye’ye geleceğini öğrendik, aynı tarihlerde Türkiye’ye gelememeleri bir şanssızlık olmuştu. Bu haber üzerine Füsun’a keşke biz gitseydik, hem Hande yalnız kalmazdı, hem de beraberce gezerdik dedim, Füsun ilk başta olaya sıcak baktı, Hande’ye bu fikri söylediğimizde “Benim hem derslerim hem de asistanlık çalışmalarım var sizinle çok fazla birlikte olamam” dedi, ancak kafasının bir köşesine de ailesinin gelebileceğini yerleştirdi.
Füsun Sevgililer günü nedeniyle THY’nin yaptığı promosyonla 1 hafta gidelim dedi. Bu promosyonda yanınızda götürdüğünüz ikinci kişi için sadece 1 dolar ve 675 TL vergi ödüyorsunuz. Ancak promosyonlu biletler tükenmiş sadece Comfort class ta yer bulabildik o da baya yüksek bir rakam tuttu. Bütün bunların yanısıra bu promosyonda sadece 7 gece 8 gün konaklanabiliyor, daha uzun kalınamıyordu. Hem Hande hemde ben bu kadar yol gitmişken hiç olmazsa iki hafta kalmalı fikrini savunduk. Füsun’da hem kedimiz Mırnık’ı yalnız bırakmamak (zaten 10 gün evvel bir ay yalnız bırakmıştık) hem de havaların soğuk olması nedeniyle gitmek istemedi, ben sana o soğukta ayak uyduramam sen yalnız gitsene diye bir fikir ortaya attı.
Bir müddet düşünme sürecinden sonra hem millerimin yanmaması hem de kızıma arkadsaşlık etmek için tek gitmeye karar verdim, Füsun’da bu konuda son derece destek oldu ve onu merak etmememi söyledi.
Akbank Wings kartından birikmiş millerimle üzerine 4000 civarı mil borçlanarak ekonomi sınıf bir bilet aldım, Buna göre 7 Şubat Perşembe günü New York’a uçacak, 21 Şubat gecesi ise dönüş uçağına binip 22 Şubat’da evde olacaktım. Bu biletlere birde Ankara bağlantısını eklettim, ancak yaklaşık 10 senedir hiç Ankara bağlantılı yurt dışına çıkmamıştım, hep İstanbul’dan binip uçmuştuk. Bu on senede birçok değişiklik olmuş, THY’de çalışan kuzenimden durumu sorguladım, buna göre Ankara’dan valizimizi New York verecek, ancak pasaport kontroluna İstanbul’da girecekmişiz.
Hande’nin Türkiye’den istediği malzemeleri (bulgur, mercimek, pirinç, bisküvi) gibi tedarik edip, bavulumu hazırlayıp 7 Şubat’I beklemeye başladım.
Güney Amerika’ya daha evvel gitmiştim ama A.B.D ye ilk gidişimdi, internetten nerelerin gezilmesi gerektiğini inceledim, gerekli evrakları bastım, metro haritasını çalıştım, haftalık metro kartları vs gibi detaylarla vakit geçirdim. Ayrıca sigortacı olan diğer kuzenimden ise yurt dışı seyahat sigortası yaptırdım. ABD’de sağlık giderleri çok pahalı olduğundan 15 günlük acil durumları kapsayan ve yaklaşık 50.- TL ye malolan bu poliçe kendinizi garantiye almak bakımından son derece makul.
Annemlerin kullandığı taksiciyi de ayarladım ve Perşembe gününe randevulaştım.
Istanbul uçağı için yer almak amacıyla THY sitesine girdiğimde, New York uçağının boş olmasına rağmen daha evvel aldığım yerin iki yanının dolu olduğunu gördüm, kendi kendime “ Uçak bu kadar boşken kim benim yanımdaki iki koltuğu bulmuş” diye düşündüm ve yerimi değiştirip iki sıra arkadan pencere kenarı aldım.
7 ŞUBAT 2013 PERŞEMBE
Saat 8:30 da taksi geldi beni
aldı, İstanbul uçağım 10:00 da. Bavulumu New York olarak verdim ve rötar
sayılmayacak kadar az 20 dakikalık bir gecikmeyle İstanbul’a uçtuk. İç hatlardan dış hatlara geçerken THY’de çalışan kuzenimi
aradım, dış hatlarda buluştuk, ayak üzeri sohbet ederken bana “ Niye yerimi
değiştirdiğimi “ sordu. Bende dün akşam bakarken yanımı dolu gördüğümü o
nedenle boş olan bir yere geçtiğimi söyledim ve ona bunu nereden bildiğini
sorduğumda, uçak boş olduğu için senin yanındaki iki koltuğu ben kapatmıştım,
allahtan sabah tekrar baktımda yerini değiştirdiğini görüp bunları da kapattım
dedi. Böylece üç kişilik koltukta business class gibi tek başıma uçacaktım.
Duty Free dolaşmak ve kapıma gitmek üzere vedalaştık, pasaporttan geçip,
freeshopları dolaştım, alınacak şeylerin fiyatlarını kontrol ettim ve kapıya
gittim.
İstanbul – New York uçuşunu yapmak
üzere B777 Akdeniz isimli uçağa bindik, 44K da oturuyorum, uçağın arka
bölümünde ve hakikaten bu bölümde her üçlü koltukta birer ikişer kişi var yani
uçak boş. Uçak körükten zamanında hareket etmesine rağmen, kalkış sırasındaki
yoğunluk nedeniyle (12. Sırada kalktık) bir saat rötarlı uçuşa başladı.

Kalkış sonrası İstanbul manzarası
Kalkışı
takiben öğle yemeği servisi verildi, daha sonra uçağın güneşlikleri indirildi,
herkes uyumaya başladı. Ben uçaklarda hiç uyuyamadığımdan iki film seyrettim,
kablosuz internet bağlantısıyla Füsun ve Hande ile sohbet ederek vakit
geçirdim, Henüz Türkiye saatiyle gündüz olduğu için uykum falan da yoktu, inişe
yakın bu sefer akşam yemeği servisi yaptılar, akabinde de 17:30 gibi JFK
havaalanına indik. Havaalanı o kadar büyük ki uçağın iniş sonrası körüğe
gitmesi ve park etmesi 50 dakika sürdü.
Pasaport kuyrugunda önümde 200 kişi falan vardı,
neyse ki ABD vatandaşlarının tarafı çabuk eridi ve bizim kuyruktakileri de
oraya yönlendirince bir saatte sorgu suale maruz kalmadan pasaporttan çıktım.
Air train ile bütün terminalleri (8 terminal)
dolaşıp Howard Beach istasyonunda metroya transfer oldum. Bu arada 29 dolara haftalık
metro kartı aldım. A treniyle Hoyt durağına kadar geldim, burada G trenine
aktarıp eve gitmek için beklemeye başladım. Arkama üç tane zenci genç geldi,
kendi aralarında konuşup gülüşüyorlardı, biraz serseri tipliydiler, bu yüzden ilgilenmeden
önüme döndüm, treni beklemeye devam ederken sırtıma bır şaplak indi. Şimdi
ayvayı yedik diye düşünüp panikle arkamı döndüğümde karşımda Hande duruyordu.
Meğerse onun da okuldan dönüşte kullandığı istasyon burasıymış. Okul çıkışı
beni aramış ama telefonum çekmiyormuş, metroda olduğumu tahmin etmiş ve kendisi
de metroya gelince tüm peronu orada olabilirim diye dolanırken beni görmüş.
Böylece tesadüfi bir şekilde buluşup G metrosuna bindik ve metrodan eve kadar
olan takribi 300-400 metreyi elimde bavulla yürüdük.
Evi gezip, biraz
sohbet ettikten sonra benim gözlerim kapanmaya başladı, Hande zorla kendi
yataklarını bana verdi, kendisi salondaki kanapede yattı. Kafamı yastığa koyar
koymaz uyumuşum.
8 ŞUBAT 2013 CUMA
Jetlag
nedeniyle o kadar erken uyuyunca sabahın köründe saat 5:30 da uyandım, salonda
uyuyan Hande’yi uyandırmamak için odada internet ile vakit geçirdim ancak
tuvalet kapısının gıcırdaması nedeniyle maalesef Hande de uyandı. Yatakları
değiştik, o biraz daha uyumak üzere odasına geçti bende salona transfer oldum.
Misafirler için sipariş ettiği iki adet sünger yatak Salı günü gelecekmiş, bu
nedenle o tarihe kadar böyle idare edeceğiz.
Hande
‘de uyandıktan sonra kahvaltı için dışarıya çıktık, gündüz gözüyle hemen evin bir resmini çektim.
New York City İlçe Haritası
Ben onbeş günlük bu gezim sırasında Manhattan adası ve
Brooklyn’I gezdim, diğer yerlere fırsatım olmadı. Bu nedenle sizlere burada
önce bu iki bölgeyi tanıtmak isityorum.
Manhattan adası, aşağı şehir (downtown), ortaşehir (midtown)
ve yukarı şehir (uptown) olmak üzere üç ana bölüme ayrılır. Izgara planına
sahip olan şehirde sokaklar doğu-batı yönünde giderken, caddeler de (avenue)
kuzey-güney yönünde giderler. Caddeler doğu tarafından başlayarak batıya doğru
artan şekilde numaralanmıştır, sokaklar ise güneyden başlayarak kuzeye doğru
artan şekilde numaralanmıştır. Caddelerin kiminin hem ismi hem numarası vardır,
birkaç tane de numarasız sadece ismiyle anılan cadde vardır.
Aşağı şehir, adanın 14.üncü sokağın altında kalan kısmıdır.
Orta şehir 14.üncü sokaktan 59.uncu sokağa kadar olan kesimi kapsar. 59. uncu
sokağın yukarısı Yukarı şehirdir. Bu üç bölge ayrı ayrı karakterde pekçok
mahalleye ayrılır.
Aşağı Şehir (Downtown)
New York'un ilk kurulduğu
Manhattan adasının güney ucundan 14.üncü sokaga kadar olan bu bölgede şu
mahalleler bulunur. Adanın en güney ucu Finans Merkezi (Financial District)
adıyla anılır ve pekçok işyerine evsahipliği yapar. Büyük bankaların ve finans
kuruluşlarının yanı sıra çeşitli avukatlık büroları, mimarlık büroları ve de
New York borsası bu bölgededir. Bu bölgenin batısında Canal caddesine kadar
uzanan Tribeca (Canal Caddesinin altındaki üçgen) semti bulunur. Doğuda
Financial District’in üzerinde Belediye binası ve mahkemelerin bittiği noktada
Çin mahallesi başlar ve şehrin Çin kökenli göçmenlerinin yoğun olarak
yerleştiği bir bölgedir. Çin mahallesi ve Tribeca’nın bittiği Canal caddesinin
yukarısı batı kısmında SoHo, doğu kısmında ise Little Italy (Küçük Italya) ve
Lower East Side (Aşağı Doğu Yakası) mahalleleri bulunur. SoHo (ismini South of
Houston – Houston caddesinin güneyinin kısaltılmasından alır), eskiden
ağırlıklı olarak küçük iş merkezlerinin bulunduğu bir mahalleyken, 1970’ler
sonrasında şehrin en önemli sanat merkezi olmuştur. Little Italy'de eski
İtalyan kültürü halen Mulberry caddesi boyunca yayılan İtalyan korunmaktadır.
Lower East Side ise daha çok göçmenlerin yerleştiği bir bölge olarak bilinir. Houston
Caddesinin kuzeyi ile 14. cadde arasında kalan bölüm Village adıyla anılır ve
Aşağı şehrin en kuzeyini oluşturur. Village’ın batıda kalan kısmı Greenwich
Village, doğu yakasında kalan kısmı ise East Village'dir.
Orta
şehir (Midtown)
14. sokaktan 23. sokağa
kadar olan kesim batı yakasında Chelsea, doğu yakasında Gramercy ve Stuyvesant
adıyla anılır. İkisinin ortasında Flatiron bölgesi bulunur (Adını 1910’da yapıldığında dünyanın
en yüksek binası olan Flatiron binasından alır). Chelsea günümüzde
şehrin gay kültürünün merkezidir, aynı zamanda da sanat merkezidir. Gramercy bölgesi mesken ağırlıklıdır ve Gramercy parkını
çevreler. Bu bölgenin doğusu East River’a kadar hastanelerle doludur.
23. sokağın yukarısı 42.
sokağa gelene kadar batıda Clinton, doğuda Murray Hill adıyla anılır. Bu bölgelerde meskenden işyerine
doğru geçiş başlar. 42. sokak şehrin merkezini temsil eder. Merkez otobüs garı, Times Meydanı, şehir
kütüphanesi, Grand
Central Terminali ve Birleşmiş Milletler binası 42 cadde boyunca
batıdan doğuya doğru uzanırlar. 42. sokakla 59.uncu sokağın arası yoğun ve
yüksek yapılaşmaya sahiptir ve önemli iş merkezlerine ev sahipliği yapar.
Buradaki Rockefeller Merkezi, Chrysler, Empire State, Sony, Metlife ve Citibank binaları gibi gökdelenler şehrin tanıdık
panoramasını oluşturur.
Şehir
Kenarı (Uptown)
59'uncu sokağın yukarısına
verilen isimdir. 59'uncu ve 106'ıncı sokakların arasinda yukarı şehrin
ortasında Merkez Parkı (Central
Park) bulunur. Parkın batı yakası Yukarı Batı Yakası (upper West
Side), doğu yakası da Yukarı Doğu Yakası (Upper East Side) adını alır. Parkın
iki yanı boyunca şehrin en gözde meskenleri yükselir. Bu meskenlerin kiraları
insanın dudaklarını uçuklatacak mebleğlarda olduğundan buralarda Keanu Reeves,
Bono gibi bilumum ünlünün oturduğu
bilinir.Aynı zamanda şehrin en önemli müzeleri de parka bakan caddeler
üzerindedir. Batı yakasında Doğa Tarihi müzesi, doğu yakasında ise
Metropolitan, Guggenheim, Yahudi, El Barrio Latin ve Alman-Avusturya sanatı
müzeleri bunların en önemlilerindendir. Amerikan sanatı ağırlıklı Whitney
müzesi de Yukarı Doğu Yakası’nda bulunur. New York şehir opera, tiyatro ve
balesini barındıran Lincoln Center Yukarı Batı Yakası’nda yer alır. Merkez
Park’ının bittiği yerde Harlem başlar. Buranın batısı Columbia üniversitesine
ev sahipiği yapan Morningside tepesi, doğusu ise Latin kökenli göçmenleriyle
ağırlıklı El Barrio ya da İspanyol Harlemi adıyla anılır. Ada 210.uncu sokakta
son bulur.
New York’tan bu kadar
bahsetmişken bu şehre nasıl ulaşabileceğinizi, ve şehrin içinde ulaşımı nasıl
sağlayabileceğinizden de kısaca bahsetmek isterim.
New York City 3 adet
havaalanına sahiptir. Bunlar:
John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı
New York’un Queens bölgesinde yer alan JFK havaalanının 8
terminali bulunuyor. THY 1 nolu terminalden iniş-kalkış yapıyor. Bu terminalden
şehre ulaşım için taksi, otobüs ve tren kullanılabiliyor, taksi oldukça
maliyetli, otobüslerde ise bavul için yer bulma problemleri yaşanıyor. Bence en
pratik yol tüm terminalleri dolaşan ve sonunda sizi şehire gidecek metro
istasyonlarına bırakan 5 dolar karşılığında binebileceğiniz “Airtrain”. Bende
bunu kullandım ve Howard Beach metro durağına kolaylıkla ulaştım.
Newark Liberty Uluslararası Havaalanı:
Manhattan’ın güneybatısında bulunan Newark Uluslararası
Havaalanı, New York bölgesinin ikinci en yoğun havaalanı. Üç terminali bulunan
Newark Havaalanı’na inen uluslararası uçuşların çoğu B terminalini kullanıyor.
LaGuardia Havaalanı
New York bölgesinin üç ana havaalanından en küçüğü olan
LaGuardia, şehir merkezi’ne en yakın havaalanı. Uçuşların büyük bir çoğunluğu
yurtiçi olmakla beraber, Kanada ve Bahamalar gibi nispeten yakın bölgelerden de
burayı kullanan mevcut.
Şehir içi ulaşımda ise çok çeşitli araçları kullanmak mümkün,
sırasıyla değerlendirirsek;
Metro : Günün 24 saati açık
olan, New York metrosu, şehir içi ulaşımın en hızlı yöntemi. Her
istasyonda, metroların vagonlarında metro haritaları asılı, bunun için
geliştirilmiş akıllı telefon uygulamaları bile var, hatta bu uygulamalar size
tarife ve hat değişikliklerini, hatlardaki problemleri anında bildiriyor. Metroyu
kullanmak için MetroCard adı verilen kartlara ihtiyacınız var. Kart alıp içine
para yükleyerek kullanabilirsiniz, bu durumda her binişiniz (yeryüzüne çıkmadan
istediğiniz aktarmaları yaparak) 2.25$.Krediniz bittiğinde para yüklemeniz
lazım.
Bunun dışında 29$ karşılığında 7 günlük, 104$ karşılığında da 30
günlük sınırsız MetroCard alabilirsiniz
Otobüsle: New York’un neredeyse her yerine
otobüsle ulaşmak mümkün. Her durakta durduğundan metro kadar hızlı olmasa da
metro istasyonlarından nispeten uzakta bir yere gidiyorsanız otobüs tercih
edilebilir.MetroCard’lar otobüsler için de kullanılıyor ve belli bir süre
içerisinde iki vasıta arasında ücretsiz aktarma imkânı sağlıyor.
Trenle: aslen Hudson
Nehri’nin karşısına geçmek için kullanılıyor ama şehir içinde birkaç noktaya
ulaşım için de kullanabilirsiniz. Bunun dışında New York’taki trenler genelde
merkez ile şehir dışındaki bölgeler arasındaki ulaşımı sağlıyor. LIRR
sistemiyle Long Island’a, Metro-North Railroad ile şehrin kuzeyindeki bölgelere
ulaşabilirsiniz.
Taksiyle: Manhattan’ın çoğu bölgesinde
sürekli gezen “resmi” sarı taksiler trafik fazla sıkışık olmadığı zamanlarda
şehir içi ulaşımınızı hızlı ve rahat bir şekilde sağlayabiliyor. Ücretleri 3
dolardan başlayan bu taksiler yaklaşık her 300 metrede 0.40$ yazan
taksimetreler kullanıyor. Geceleri ve hafta içi iş çıkış saatlerinde ekstra
ücret alınıyor. Bunun dışında Amerika’nın çoğunda olduğu gibi toplam tutarın
%10’u civarında bahşiş vermeniz bekleniyor.
Manhattan’ın dışındaki yerlerde
(Bronx, Brooklyn, Staten Island) Car Service’ler mevcuttur. Car Service
araçlarında taksimetre bulunmaz, kısa mesafeler 5-10 $ arasındadır, uzun
mesafelerde ise pazarlık yapılır ve fiyat önceden konuşulur.
Aşağıda internette
deneyimlerini anlatan bir başka arkadaşın çizdiği kabalama Manhattan haritasını
iznine sığınarak sizlerle paylaşmak istedim. Böylece yukarıda anlatılan
bölgeleri gözünüzün önünde daha iyi canlandırabileceğinizi düşündüm.
Diner çıkışı metroya binip
Manhattan’a gittik, ilk defa ayak basacaktım gökdelenler şehrine. 59. Caddede Cenral
Parkın güneydoğu köşesinde inip güneye doğru yürümeye başladık. Çok fazla
ilerleyemeden kapısının önü tıklık tıklım camdan bir yer gördüm, meğer Apple’ın
dükkanıymış. Merdivenlerle aşağı iniyorsunuz ve aşağısı tam bir teknoloji
cenneti.
Mecburen girdik ve aşağıdaki fotoğrafları hatıra olarak çektik.
Apple Store
Biraz dolaşıp ürünlere
ağzımızın suyu aka aka çıktık, güneye doğru yürüyüşe devam ederken Trump Tower’a
geldik. Donald Trump’ın 65 katlı yapısının içinde 24m den akan bir de çağlayan
var. Biz binanın içine girip arka avlusunda bıraz dolaştık. Daha sonra çıktığımızda
hava iyice puslanmıştı kafayı kaldırıp baktığımda Empire Stete binasının tepesi
bulutlar arasındaydı.
Hande’nin okulda ve yuvada
olduğu zamanlarda haberleşebilmek için Ankara’dan götürdüğüm eski
telefonlarımdan birine kontürlü ABD numarası aldık. Yürürken Rockefeller Center’ın
önüne gelmişiz. Burası 6.cadde ile 48-51. Sokakların üzerinde yer alan 19
binadan oluşan bir kompleks. Binaların ortasında büyük bir buz pateni pisti
mevcut ayrıca her yılbaşında burada süslenen devasa yılbaşı ağacıyla meşhur.
Civarında dolaşırken, Lego dükkanı gördük, çocukluğumdan beri en sevdiğim
oyuncaklardandır, hemen dükkana girdik, gösteri amaçlı Rockefeller Center’ın
legodan yapılmış maketi vitrindeydi. Ayrıca bir dolu oyuncak ta yapılmış olarak
sergileniyordu. Örnekler aşağıda:
Rockefeller Center’ın
bloklarından birinin tepesinde New York’u seyretme terası yer alıyor, Empire
State ile birlikte sadece iki binada böyle turistik bir atraksiyon mevcut. Hava
puslu olduğu için başka gün çıkmaya karar verip, yemeğe gidiyoruz.
Öğlen yemeğini Meksika
lokantası Chipotle da yedik, burada tabağınıza konmasını istediğiniz şeylerin
sergilendiği büyük bir bölüm var, sıra size gelince kadın tabağınızı eline
alıyor, siz başlıyorsunuz koymak istediklerinizi söylemeye fakat burada herşeyi
üstüste koyuyorlar, bazen arada müdahale edip bunu yanına koyun lütfen diyip
araya giriyorsunuz ama elleri alıştığından bazen de söylediğinizde herşey çok geç
oluyor. Başta tuhaf geldi ama yedikçe hoşuma gitti, isterseniz yanına Margarita
da veriyorlar. Biz daha öğlen olduğu için kola ile idare ettik.
Çıktığımızda hafif hafif
kar atıştırıyordu. Yürüyerek Times Square’e kadar indik oralarda gezindik ancak
milletin takıldığı meşhur merdivenleri kar ve buzlanma nedeniyle kapatmışlar.
Aşağıda size Times Square’den birkaç görüntü.
Sürekli Times Square civarında dolaşan “Naked
Cowboy” “Çıplak Kovboy”lakaplı bir adama rastladık, tüm turistlerle resim
çektirip yolunu buluyor. Bu soğukta hiçte kolay bir iş değil.
Merkezi yerlerde dolaşırken Mayıs ayında
Füsun’un kuzenleriyle geleceğimiz seyahat için onlara otel de bakıyoruz.
Girdiğimiz otellerden birinde adam bu işlerle uğraşan departman kar fırtınası
alarmı nedeniyle erken çıktı başka bir gün uğrayın dedi, ortada ne fırtına var
ne rüzgar, hafif hafif kar atıştırıyor.
Bizde eve gideceğimize güneye yürüdük ve
Bleecker caddesindeki bir İtalyan pastanesine oturup cheesecake yiyip çay
içtik, daha sonra Union Square’e gidip metro girişinin hemen karşısındaki
marketten birşeyler alıp eve öyle dönelim dedik. Markete girdiğimizde hemen
hemen hiçbirşey kalmamıştı ve kasaların önünde inanılmaz kuyruklar vardı. Bu
adamlar hemen panik olma yapısına sahip herhalde, TV kanallarına bakıyorsunuz “Kar
Fırtınası” geliyor diye anonslar geçiyorlar. Hiçbirşey almadan metroya bindik,
bizim duraktan bir durak önce inip mahalle marketinden ufak tefek şeyler alıp
eve döndük, Füsun’la konuştuk. Bu arada pencereden baktık kar hafif hafif
yağıyor ve tutuyor. Bu kar eğer Ankara’da yağsa kesin tutmaz, burada çok ince
yağıyor fakat havanın soğukluğundan yere düşen tanecikler kesinlikle erimiyor,
buz gibi kalıyor, iklim koşullarından olsa gerek. Evden görüntü:
Ben hem uykusuzluk hem de bu kadar yol yürümenin
ardından saat dokuz gibi yıkılmışım.
9 ŞUBAT 2013 CUMARTESİ
Gece o kadar erken uyuyunca sabah yine
besbuçukta uyanıp Hande ile oda değiştik, ben salonda dizi seyredip, internete
takıldım. Bütün gece yağan kar iyice tutmuş, Saat 9:00 gibi çıkıp Dunkin Donut’s
a yürüdüm, bagel alıp eve döndüğümde Hande de uyanmıştı, evde kahvaltı ettik. Sokaklar kar içinde ve ciddi bir ayaz var,
bizde o nedenle Natural History Museum (Doğa Tarihi Müzesi) gidelim hiç olmazsa bu soğuk günü kapalı bir yerde
değerlendirmiş oluruz diye düşündük.
Müze konusuna gelmişken burada New York City
Pass konusunda bilgi vermek istiyorum. Bu biletle belirlenen 6 müze veya
turistik noktaya 106 dolara girmenizi sağlıyor. Normal girişlerden 79 dolar avantaj sağlıyorsunuz. Bu altı nokta:
·
Empire State Gözlem katı
·
Amerikan Doğa Tarihi Müzesi
·
Metropolitan Sanat Müzesi
·
Modern Sanat Müzesi ( MoMA)
·
Rockefeller Top of The Rock veya
Gugenheim Müzesi
·
Özgürlük Anıtı & Ellis Adası
veya Circle Line gemi turu
Yaptığım hesaplar sonucunda sanat müzelerine
gitmeyeceğimi ve de Empire State’in gözlem katına Mayıs ayında çıkacağımızı
düşünerek City Pass almadım. Zaten bununla ancak Empire State’in 86. Katına çıkabiliyorsunuz, 102. Kata
çıkmak için ekstra bir başka bedel ödüyorsunuz.
Evden çıktığımzıda her taraf kar
içerisindeydi, metroyla. Müzenin bulunduğu Columbus Av. Ile 86. Caddenin köşesine
kadar geldik.
Saat 8:30 da taksi geldi beni aldı, İstanbul uçağım 10:00 da. Bavulumu New York olarak verdim ve rötar sayılmayacak kadar az 20 dakikalık bir gecikmeyle İstanbul’a uçtuk. İç hatlardan dış hatlara geçerken THY’de çalışan kuzenimi aradım, dış hatlarda buluştuk, ayak üzeri sohbet ederken bana “ Niye yerimi değiştirdiğimi “ sordu. Bende dün akşam bakarken yanımı dolu gördüğümü o nedenle boş olan bir yere geçtiğimi söyledim ve ona bunu nereden bildiğini sorduğumda, uçak boş olduğu için senin yanındaki iki koltuğu ben kapatmıştım, allahtan sabah tekrar baktımda yerini değiştirdiğini görüp bunları da kapattım dedi. Böylece üç kişilik koltukta business class gibi tek başıma uçacaktım. Duty Free dolaşmak ve kapıma gitmek üzere vedalaştık, pasaporttan geçip, freeshopları dolaştım, alınacak şeylerin fiyatlarını kontrol ettim ve kapıya gittim.
İstanbul – New York uçuşunu yapmak üzere B777 Akdeniz isimli uçağa bindik, 44K da oturuyorum, uçağın arka bölümünde ve hakikaten bu bölümde her üçlü koltukta birer ikişer kişi var yani uçak boş. Uçak körükten zamanında hareket etmesine rağmen, kalkış sırasındaki yoğunluk nedeniyle (12. Sırada kalktık) bir saat rötarlı uçuşa başladı.
Kalkış sonrası İstanbul manzarası
Kalkışı takiben öğle yemeği servisi verildi, daha sonra uçağın güneşlikleri indirildi, herkes uyumaya başladı. Ben uçaklarda hiç uyuyamadığımdan iki film seyrettim, kablosuz internet bağlantısıyla Füsun ve Hande ile sohbet ederek vakit geçirdim, Henüz Türkiye saatiyle gündüz olduğu için uykum falan da yoktu, inişe yakın bu sefer akşam yemeği servisi yaptılar, akabinde de 17:30 gibi JFK havaalanına indik. Havaalanı o kadar büyük ki uçağın iniş sonrası körüğe gitmesi ve park etmesi 50 dakika sürdü.
Pasaport kuyrugunda önümde 200 kişi falan vardı, neyse ki ABD vatandaşlarının tarafı çabuk eridi ve bizim kuyruktakileri de oraya yönlendirince bir saatte sorgu suale maruz kalmadan pasaporttan çıktım.
Air train ile bütün terminalleri (8 terminal) dolaşıp Howard Beach istasyonunda metroya transfer oldum. Bu arada 29 dolara haftalık metro kartı aldım. A treniyle Hoyt durağına kadar geldim, burada G trenine aktarıp eve gitmek için beklemeye başladım. Arkama üç tane zenci genç geldi, kendi aralarında konuşup gülüşüyorlardı, biraz serseri tipliydiler, bu yüzden ilgilenmeden önüme döndüm, treni beklemeye devam ederken sırtıma bır şaplak indi. Şimdi ayvayı yedik diye düşünüp panikle arkamı döndüğümde karşımda Hande duruyordu. Meğerse onun da okuldan dönüşte kullandığı istasyon burasıymış. Okul çıkışı beni aramış ama telefonum çekmiyormuş, metroda olduğumu tahmin etmiş ve kendisi de metroya gelince tüm peronu orada olabilirim diye dolanırken beni görmüş. Böylece tesadüfi bir şekilde buluşup G metrosuna bindik ve metrodan eve kadar olan takribi 300-400 metreyi elimde bavulla yürüdük.
Evi gezip, biraz sohbet ettikten sonra benim gözlerim kapanmaya başladı, Hande zorla kendi yataklarını bana verdi, kendisi salondaki kanapede yattı. Kafamı yastığa koyar koymaz uyumuşum.
8 ŞUBAT 2013 CUMA
Jetlag
nedeniyle o kadar erken uyuyunca sabahın köründe saat 5:30 da uyandım, salonda
uyuyan Hande’yi uyandırmamak için odada internet ile vakit geçirdim ancak
tuvalet kapısının gıcırdaması nedeniyle maalesef Hande de uyandı. Yatakları
değiştik, o biraz daha uyumak üzere odasına geçti bende salona transfer oldum.
Misafirler için sipariş ettiği iki adet sünger yatak Salı günü gelecekmiş, bu
nedenle o tarihe kadar böyle idare edeceğiz.
Hande
‘de uyandıktan sonra kahvaltı için dışarıya çıktık, gündüz gözüyle hemen evin bir resmini çektim.
New York City İlçe Haritası
Ben onbeş günlük bu gezim sırasında Manhattan adası ve
Brooklyn’I gezdim, diğer yerlere fırsatım olmadı. Bu nedenle sizlere burada
önce bu iki bölgeyi tanıtmak isityorum.
Manhattan adası, aşağı şehir (downtown), ortaşehir (midtown)
ve yukarı şehir (uptown) olmak üzere üç ana bölüme ayrılır. Izgara planına
sahip olan şehirde sokaklar doğu-batı yönünde giderken, caddeler de (avenue)
kuzey-güney yönünde giderler. Caddeler doğu tarafından başlayarak batıya doğru
artan şekilde numaralanmıştır, sokaklar ise güneyden başlayarak kuzeye doğru
artan şekilde numaralanmıştır. Caddelerin kiminin hem ismi hem numarası vardır,
birkaç tane de numarasız sadece ismiyle anılan cadde vardır.
Aşağı şehir, adanın 14.üncü sokağın altında kalan kısmıdır.
Orta şehir 14.üncü sokaktan 59.uncu sokağa kadar olan kesimi kapsar. 59. uncu
sokağın yukarısı Yukarı şehirdir. Bu üç bölge ayrı ayrı karakterde pekçok
mahalleye ayrılır.
Aşağı Şehir (Downtown)
New York'un ilk kurulduğu
Manhattan adasının güney ucundan 14.üncü sokaga kadar olan bu bölgede şu
mahalleler bulunur. Adanın en güney ucu Finans Merkezi (Financial District)
adıyla anılır ve pekçok işyerine evsahipliği yapar. Büyük bankaların ve finans
kuruluşlarının yanı sıra çeşitli avukatlık büroları, mimarlık büroları ve de
New York borsası bu bölgededir. Bu bölgenin batısında Canal caddesine kadar
uzanan Tribeca (Canal Caddesinin altındaki üçgen) semti bulunur. Doğuda
Financial District’in üzerinde Belediye binası ve mahkemelerin bittiği noktada
Çin mahallesi başlar ve şehrin Çin kökenli göçmenlerinin yoğun olarak
yerleştiği bir bölgedir. Çin mahallesi ve Tribeca’nın bittiği Canal caddesinin
yukarısı batı kısmında SoHo, doğu kısmında ise Little Italy (Küçük Italya) ve
Lower East Side (Aşağı Doğu Yakası) mahalleleri bulunur. SoHo (ismini South of
Houston – Houston caddesinin güneyinin kısaltılmasından alır), eskiden
ağırlıklı olarak küçük iş merkezlerinin bulunduğu bir mahalleyken, 1970’ler
sonrasında şehrin en önemli sanat merkezi olmuştur. Little Italy'de eski
İtalyan kültürü halen Mulberry caddesi boyunca yayılan İtalyan korunmaktadır.
Lower East Side ise daha çok göçmenlerin yerleştiği bir bölge olarak bilinir. Houston
Caddesinin kuzeyi ile 14. cadde arasında kalan bölüm Village adıyla anılır ve
Aşağı şehrin en kuzeyini oluşturur. Village’ın batıda kalan kısmı Greenwich
Village, doğu yakasında kalan kısmı ise East Village'dir.
Orta
şehir (Midtown)
14. sokaktan 23. sokağa
kadar olan kesim batı yakasında Chelsea, doğu yakasında Gramercy ve Stuyvesant
adıyla anılır. İkisinin ortasında Flatiron bölgesi bulunur (Adını 1910’da yapıldığında dünyanın
en yüksek binası olan Flatiron binasından alır). Chelsea günümüzde
şehrin gay kültürünün merkezidir, aynı zamanda da sanat merkezidir. Gramercy bölgesi mesken ağırlıklıdır ve Gramercy parkını
çevreler. Bu bölgenin doğusu East River’a kadar hastanelerle doludur.
23. sokağın yukarısı 42.
sokağa gelene kadar batıda Clinton, doğuda Murray Hill adıyla anılır. Bu bölgelerde meskenden işyerine
doğru geçiş başlar. 42. sokak şehrin merkezini temsil eder. Merkez otobüs garı, Times Meydanı, şehir
kütüphanesi, Grand
Central Terminali ve Birleşmiş Milletler binası 42 cadde boyunca
batıdan doğuya doğru uzanırlar. 42. sokakla 59.uncu sokağın arası yoğun ve
yüksek yapılaşmaya sahiptir ve önemli iş merkezlerine ev sahipliği yapar.
Buradaki Rockefeller Merkezi, Chrysler, Empire State, Sony, Metlife ve Citibank binaları gibi gökdelenler şehrin tanıdık
panoramasını oluşturur.
Şehir
Kenarı (Uptown)
59'uncu sokağın yukarısına
verilen isimdir. 59'uncu ve 106'ıncı sokakların arasinda yukarı şehrin
ortasında Merkez Parkı (Central
Park) bulunur. Parkın batı yakası Yukarı Batı Yakası (upper West
Side), doğu yakası da Yukarı Doğu Yakası (Upper East Side) adını alır. Parkın
iki yanı boyunca şehrin en gözde meskenleri yükselir. Bu meskenlerin kiraları
insanın dudaklarını uçuklatacak mebleğlarda olduğundan buralarda Keanu Reeves,
Bono gibi bilumum ünlünün oturduğu
bilinir.Aynı zamanda şehrin en önemli müzeleri de parka bakan caddeler
üzerindedir. Batı yakasında Doğa Tarihi müzesi, doğu yakasında ise
Metropolitan, Guggenheim, Yahudi, El Barrio Latin ve Alman-Avusturya sanatı
müzeleri bunların en önemlilerindendir. Amerikan sanatı ağırlıklı Whitney
müzesi de Yukarı Doğu Yakası’nda bulunur. New York şehir opera, tiyatro ve
balesini barındıran Lincoln Center Yukarı Batı Yakası’nda yer alır. Merkez
Park’ının bittiği yerde Harlem başlar. Buranın batısı Columbia üniversitesine
ev sahipiği yapan Morningside tepesi, doğusu ise Latin kökenli göçmenleriyle
ağırlıklı El Barrio ya da İspanyol Harlemi adıyla anılır. Ada 210.uncu sokakta
son bulur.
New York’tan bu kadar
bahsetmişken bu şehre nasıl ulaşabileceğinizi, ve şehrin içinde ulaşımı nasıl
sağlayabileceğinizden de kısaca bahsetmek isterim.
New York City 3 adet
havaalanına sahiptir. Bunlar:
John F. Kennedy Uluslararası Havaalanı
New York’un Queens bölgesinde yer alan JFK havaalanının 8
terminali bulunuyor. THY 1 nolu terminalden iniş-kalkış yapıyor. Bu terminalden
şehre ulaşım için taksi, otobüs ve tren kullanılabiliyor, taksi oldukça
maliyetli, otobüslerde ise bavul için yer bulma problemleri yaşanıyor. Bence en
pratik yol tüm terminalleri dolaşan ve sonunda sizi şehire gidecek metro
istasyonlarına bırakan 5 dolar karşılığında binebileceğiniz “Airtrain”. Bende
bunu kullandım ve Howard Beach metro durağına kolaylıkla ulaştım.
Jetlag nedeniyle o kadar erken uyuyunca sabahın köründe saat 5:30 da uyandım, salonda uyuyan Hande’yi uyandırmamak için odada internet ile vakit geçirdim ancak tuvalet kapısının gıcırdaması nedeniyle maalesef Hande de uyandı. Yatakları değiştik, o biraz daha uyumak üzere odasına geçti bende salona transfer oldum. Misafirler için sipariş ettiği iki adet sünger yatak Salı günü gelecekmiş, bu nedenle o tarihe kadar böyle idare edeceğiz.
Hande ‘de uyandıktan sonra kahvaltı için dışarıya çıktık, gündüz gözüyle hemen evin bir resmini çektim.
Ben onbeş günlük bu gezim sırasında Manhattan adası ve Brooklyn’I gezdim, diğer yerlere fırsatım olmadı. Bu nedenle sizlere burada önce bu iki bölgeyi tanıtmak isityorum.
Newark Liberty Uluslararası Havaalanı:
Manhattan’ın güneybatısında bulunan Newark Uluslararası Havaalanı, New York bölgesinin ikinci en yoğun havaalanı. Üç terminali bulunan Newark Havaalanı’na inen uluslararası uçuşların çoğu B terminalini kullanıyor.
LaGuardia Havaalanı
New York bölgesinin üç ana havaalanından en küçüğü olan
LaGuardia, şehir merkezi’ne en yakın havaalanı. Uçuşların büyük bir çoğunluğu
yurtiçi olmakla beraber, Kanada ve Bahamalar gibi nispeten yakın bölgelerden de
burayı kullanan mevcut.
Şehir içi ulaşımda ise çok çeşitli araçları kullanmak mümkün,
sırasıyla değerlendirirsek;
Metro : Günün 24 saati açık olan, New York metrosu, şehir içi ulaşımın en hızlı yöntemi. Her istasyonda, metroların vagonlarında metro haritaları asılı, bunun için geliştirilmiş akıllı telefon uygulamaları bile var, hatta bu uygulamalar size tarife ve hat değişikliklerini, hatlardaki problemleri anında bildiriyor. Metroyu kullanmak için MetroCard adı verilen kartlara ihtiyacınız var. Kart alıp içine para yükleyerek kullanabilirsiniz, bu durumda her binişiniz (yeryüzüne çıkmadan istediğiniz aktarmaları yaparak) 2.25$.Krediniz bittiğinde para yüklemeniz lazım.
Bunun dışında 29$ karşılığında 7 günlük, 104$ karşılığında da 30
günlük sınırsız MetroCard alabilirsiniz
Otobüsle: New York’un neredeyse her yerine otobüsle ulaşmak mümkün. Her durakta durduğundan metro kadar hızlı olmasa da metro istasyonlarından nispeten uzakta bir yere gidiyorsanız otobüs tercih edilebilir.MetroCard’lar otobüsler için de kullanılıyor ve belli bir süre içerisinde iki vasıta arasında ücretsiz aktarma imkânı sağlıyor.
Trenle: aslen Hudson Nehri’nin karşısına geçmek için kullanılıyor ama şehir içinde birkaç noktaya ulaşım için de kullanabilirsiniz. Bunun dışında New York’taki trenler genelde merkez ile şehir dışındaki bölgeler arasındaki ulaşımı sağlıyor. LIRR sistemiyle Long Island’a, Metro-North Railroad ile şehrin kuzeyindeki bölgelere ulaşabilirsiniz.
Taksiyle: Manhattan’ın çoğu bölgesinde sürekli gezen “resmi” sarı taksiler trafik fazla sıkışık olmadığı zamanlarda şehir içi ulaşımınızı hızlı ve rahat bir şekilde sağlayabiliyor. Ücretleri 3 dolardan başlayan bu taksiler yaklaşık her 300 metrede 0.40$ yazan taksimetreler kullanıyor. Geceleri ve hafta içi iş çıkış saatlerinde ekstra ücret alınıyor. Bunun dışında Amerika’nın çoğunda olduğu gibi toplam tutarın %10’u civarında bahşiş vermeniz bekleniyor.
Manhattan’ın dışındaki yerlerde (Bronx, Brooklyn, Staten Island) Car Service’ler mevcuttur. Car Service araçlarında taksimetre bulunmaz, kısa mesafeler 5-10 $ arasındadır, uzun mesafelerde ise pazarlık yapılır ve fiyat önceden konuşulur.
Aşağıda internette
deneyimlerini anlatan bir başka arkadaşın çizdiği kabalama Manhattan haritasını
iznine sığınarak sizlerle paylaşmak istedim. Böylece yukarıda anlatılan
bölgeleri gözünüzün önünde daha iyi canlandırabileceğinizi düşündüm.
Diner çıkışı metroya binip
Manhattan’a gittik, ilk defa ayak basacaktım gökdelenler şehrine. 59. Caddede Cenral
Parkın güneydoğu köşesinde inip güneye doğru yürümeye başladık. Çok fazla
ilerleyemeden kapısının önü tıklık tıklım camdan bir yer gördüm, meğer Apple’ın
dükkanıymış. Merdivenlerle aşağı iniyorsunuz ve aşağısı tam bir teknoloji
cenneti.
Mecburen girdik ve aşağıdaki fotoğrafları hatıra olarak çektik.
Apple Store
Biraz dolaşıp ürünlere
ağzımızın suyu aka aka çıktık, güneye doğru yürüyüşe devam ederken Trump Tower’a
geldik. Donald Trump’ın 65 katlı yapısının içinde 24m den akan bir de çağlayan
var. Biz binanın içine girip arka avlusunda bıraz dolaştık. Daha sonra çıktığımızda
hava iyice puslanmıştı kafayı kaldırıp baktığımda Empire Stete binasının tepesi
bulutlar arasındaydı.
Hande’nin okulda ve yuvada olduğu zamanlarda haberleşebilmek için Ankara’dan götürdüğüm eski telefonlarımdan birine kontürlü ABD numarası aldık. Yürürken Rockefeller Center’ın önüne gelmişiz. Burası 6.cadde ile 48-51. Sokakların üzerinde yer alan 19 binadan oluşan bir kompleks. Binaların ortasında büyük bir buz pateni pisti mevcut ayrıca her yılbaşında burada süslenen devasa yılbaşı ağacıyla meşhur. Civarında dolaşırken, Lego dükkanı gördük, çocukluğumdan beri en sevdiğim oyuncaklardandır, hemen dükkana girdik, gösteri amaçlı Rockefeller Center’ın legodan yapılmış maketi vitrindeydi. Ayrıca bir dolu oyuncak ta yapılmış olarak sergileniyordu. Örnekler aşağıda:
Rockefeller Center’ın bloklarından birinin tepesinde New York’u seyretme terası yer alıyor, Empire State ile birlikte sadece iki binada böyle turistik bir atraksiyon mevcut. Hava puslu olduğu için başka gün çıkmaya karar verip, yemeğe gidiyoruz.
Öğlen yemeğini Meksika
lokantası Chipotle da yedik, burada tabağınıza konmasını istediğiniz şeylerin
sergilendiği büyük bir bölüm var, sıra size gelince kadın tabağınızı eline
alıyor, siz başlıyorsunuz koymak istediklerinizi söylemeye fakat burada herşeyi
üstüste koyuyorlar, bazen arada müdahale edip bunu yanına koyun lütfen diyip
araya giriyorsunuz ama elleri alıştığından bazen de söylediğinizde herşey çok geç
oluyor. Başta tuhaf geldi ama yedikçe hoşuma gitti, isterseniz yanına Margarita
da veriyorlar. Biz daha öğlen olduğu için kola ile idare ettik.
Çıktığımızda hafif hafif
kar atıştırıyordu. Yürüyerek Times Square’e kadar indik oralarda gezindik ancak
milletin takıldığı meşhur merdivenleri kar ve buzlanma nedeniyle kapatmışlar.
Aşağıda size Times Square’den birkaç görüntü.
Sürekli Times Square civarında dolaşan “Naked Cowboy” “Çıplak Kovboy”lakaplı bir adama rastladık, tüm turistlerle resim çektirip yolunu buluyor. Bu soğukta hiçte kolay bir iş değil.
Merkezi yerlerde dolaşırken Mayıs ayında Füsun’un kuzenleriyle geleceğimiz seyahat için onlara otel de bakıyoruz. Girdiğimiz otellerden birinde adam bu işlerle uğraşan departman kar fırtınası alarmı nedeniyle erken çıktı başka bir gün uğrayın dedi, ortada ne fırtına var ne rüzgar, hafif hafif kar atıştırıyor.
Bizde eve gideceğimize güneye yürüdük ve Bleecker caddesindeki bir İtalyan pastanesine oturup cheesecake yiyip çay içtik, daha sonra Union Square’e gidip metro girişinin hemen karşısındaki marketten birşeyler alıp eve öyle dönelim dedik. Markete girdiğimizde hemen hemen hiçbirşey kalmamıştı ve kasaların önünde inanılmaz kuyruklar vardı. Bu adamlar hemen panik olma yapısına sahip herhalde, TV kanallarına bakıyorsunuz “Kar Fırtınası” geliyor diye anonslar geçiyorlar. Hiçbirşey almadan metroya bindik, bizim duraktan bir durak önce inip mahalle marketinden ufak tefek şeyler alıp eve döndük, Füsun’la konuştuk. Bu arada pencereden baktık kar hafif hafif yağıyor ve tutuyor. Bu kar eğer Ankara’da yağsa kesin tutmaz, burada çok ince yağıyor fakat havanın soğukluğundan yere düşen tanecikler kesinlikle erimiyor, buz gibi kalıyor, iklim koşullarından olsa gerek. Evden görüntü:
Ben hem uykusuzluk hem de bu kadar yol yürümenin
ardından saat dokuz gibi yıkılmışım.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder