15 Nisan 2013 Pazartesi

2013 NEW YORK'TA İKİ HAFTA BÖLÜM:6



19 ŞUBAT 2013  SALI

Çocuklar işe gitmek için kalktığında bende uyandım, Can işe, Hande ise yuvaya gitmek üzere çıktılar. Bir akşam evvel yaptığımız plana göre ben öğlen Hande’nin gittiği yuvaya gidecektim ve Brooklyn’deki Carroll Gardens semtini dolaşacaktık. Kahvaltımı bitirdiğimde Hande telefon etti, gittiği yuvada kapı duvarmış. Çevrede gördüğü insanlara sormuş soruşturmuş sonunda öğrenmiş ki bugün okullar tatilmiş.Bende hemen giyinip metroyla Carroll Street’e gittim, beraberce Court Street ve Clinton Street’de gezindik ama her yer pek sessizdi, çoğu dükkan kapalıydı, kahve içecek doğru dürüst bir café bile bulamadık ve en yakın duraktan metroya binip Manhattan’ın Upper East Side (Yukarı Doğu Bölümü) 90.caddeye gittik.

Gugunheim müzesinin civarında dolaştık, sonra Central Parka girip, Reservoir adı verilen büyük gölün resmini çekip biraz gezindik ve bir alt kapıdan caddeye çıktık.

 

Gugunheim Müzesi

Central Park Resorvoir


Fifth Avenue’dan güneye doğru yürürken Metropolitan Museum of Art’ın önünden geçtik, orada müzik yapan bir grubu dinledik, Lexington caddesinden dolaşıp kahve molası verdik.


Güneye doğru yürümeye devam ettik, geçen günkü kadar olmasa da bu sefer de 90. Caddeden 52.caddeye kadar yürüdük. Öğle yemeği için favori sandviççimiz Pret A Mangerâ uğradık, sonra Hande’nin akşama yetişmesi gereken ödevi yapması için eve döndük.

Hande ödevini bitirdi ve hocasına gönderdi, bugün Brooklyn^de Brooklyn Nets ile Milwaukee Bucks NBA maçı var, craiglist denilen ucuz bilet bulunan siteden bilet aradık. 30 ar dolara iki bilet bulduk ama hem çok arkalardaydı hem de maçın başlamasına 40 dakika vardı. Bu süre içerisinde para transferi yapıp, biletleri basıp, giyinip feci yağan yağmura rağmen metroyla salona gitmeye kalksak maçın ilk periyodu kesin kaçardı. Hem madem NBA maçına gideceğim şöyle bir saat önceden gidip takımların ısınmasını, seyircinin atmosferini izlemek, tadını çıkararak biramı yudumlamak lazım diye düşündüğümden vazgeçtik. Beraberce yemeğe çıkıp Junior’s a gittik, orada maçı televizyondan seyrettik, uzatmaya giden maçı Brooklyn Nets kazandı, bizde eve dönüp geceyi bitirdik.

 


20 ŞUBAT 2013  ÇARŞAMBA

Sabah Can işine Hande ise iki saatliğine yuvaya gözlem yapmaya gitti. Bende evde takılırken baktım ki bizim sincap kardeş bu sefer arkadaşını da getirmiş.



Yuva çıkış saatine doğru bende East Brodway’e gittim, orada buluşup Lower East Side ( Aşağı Doğu Bölümü) gezdik. Daha çok pub ve barlardan oluşan bir mahalle ancak aralarda lüks butiklerde mevcut. Hande çok acıkmıştı, oradan metroya atlayıp Finacial Street’e geçtik, Five Guys’ta hamburger yedik, ara sokaklarda gezinerek, Century 21 mağazasına geldik. Bu gezimiz sırasında çektiğim birkaç fotoğrafı sizlerle paylaşayım.




Bugün hava o kadar soğuk ve şiddetli bir rüzgar var ki  insanın iliklerini donduruyor. Mağazalarda dolaşmak hayatımızı kurtarıyor diyebiliriz, altı katlı mağazayı (en üst kat çocuk reyonu) en üst katı atlayarak her yerini dolaştık, son gün alışverişlerimizi yaptık, mağazadan çıktığımızda saat 16:00 olmuştu. Can’ın işten çıkmasına daha bir hayli süre vardı, yine metroya binip Union Square’e (14. Cadde) geldik, oradaki büyük markete girip (kar fırtınasında talan edilen market) Füsun’un siparişi olan white tea (beyaz çay) aldık. Dr. Öz’ün programında duymuş, yağ yakan faydalı bir çaymış. Ankara’ya dönünce ben de denedim ama içemedim, berbat bir tadı var, bunun yanında yeşil çay insana burbon viski gibi geliyor.

Hande evin ihtiyacı olan alışverişi yaptı, elimizde paketlerle 100 metre ilerideki bir kafe restorana girdik. Max Brenner Chocolate Bar diye anılan bu mekan Avustralya kökenli çukulata fondüleri ve diğer çukulatalı tatlılarıyla meşhur. Bunların yanısıra yemek servisleri de var, yemeklerin manzarası için sadece muhteşem diyebilirim. Oturmak için artık çok alıştığımız bekleme kuyruğuna girdik, neyse ki fazla beklemeden hemen masamıza transfer olduk, çay ve tatlımızı söyledik.


 



Bizden gayrı bir sürü masa yemek yiyiyordu, malum Amerikalıların erken yemek yemeleri meşhurdur. Biz ise yemek saatine ve Can’ın işten dönmesine kadar vakit geçirmek ve ısınmak amacıyla oturduk, insanları seyrettik, milletin yemeklerini uzaktan zoomlayarak fotoğrafladık ve burayı da mayıs seyahatinde gelinmesi gereken yerler arasına not ettik.

Can işten çıktığında aradı, Hande’nin okuldan bir arkadaşının tavsiye ettiği lokantaya gitmeye karar verdik. Park Avenue ile 30.Cadde köşesindeki Californian Pizza Kitchen adındaki lokantaya 15 blok boyunca yürürken bu civardaki lokantaların çok pahalı olduğunu gözlemledik, hatta Hande herhalde kapıdaki menüye bakıp döneceğiz diye düşünmeye başladı. Lokantaya vardığımızda Can daha gelmemişti, içi son derece şık döşeli mekanın kapısındaki menüde fiyatların gayet makul olduğunu görüp bir masaya oturduk. Can geldi, yemeklerimiz afiyetle yedik, fotoğraflarımızı çektik.


 

Yemek çıkışı Brooklyn'e dönmek için Hande otostop yaptı ama maalesef durmadılar.


Son gecemiz olduğundan yine mahallemizdeki abone olduğumuz Brooklyn Stoomps isimli barımıza uğradık, happy hour yani ucuz içki saati daha bitmemişti (bitse de barmen Andrew bizi tanıdığından ucuz fiyattan veriyor) viskilerimizi ve biralarımızı içip bu sefer Milwaukee’de oynanan Miwaukee Bucks- Brooklyn Nets maçını izledik, yine Nets kazandı. Bu gece iyice kafayı bulup neşelendik eve dönüp sızdık. Geceden resimler aşağıda:

 





21 ŞUBAT 2013  PERŞEMBE

Dün akşamın sarhoşluğuyla 8:45 gibi benim için geç bir saatte uyandım, ne telefonum ne de Ipad internete baplanmıyor, Hande uyuduğundan ve modem de onların odasında olduğundan bende günlüğümü yazarak vakit geçirdim. Hande okuldaki asistanlığını son günümde benimle beraber olmak için cumaya ertelemişti, saat 16:00 ya kadar beraber olabileceğiz daha sonra o derse gidecek, bende 20:00 gibi alana yola çıkacağım.

Saat 10:00 gibi Hande kalktı, son hediyeleri toparlamak için Brooklyn’in güneyine Bay Ridge’e gidip hem kahvaltı etmeye, hem oraları görmeye hem de Century 21’ın Brooklyn şubesinden alışveriş yapmaya karar verdik. Hande yolda İphone uygulaması Yelp’den o civardaki güzel kahveltı yerlerini araştırdı, Pegasus diye bir diner buldu, gerçekten çok başarılı ömletleri vardı.


Alışverişimizi de yapıp eve döndük, akşam 20:15’e taksi istedik, anlaşmalı olarak Brooklyn’den 35 dolara alana götürüyorlar. Brooklyn’de Manhattan’da ki gibi sarı taksilerden yok sadece telefonla çağırabiliyorsunuz.

Hande 16:00 gibi çıktı vedalaştık, sayılı gün çabuk bitiyor, bende evde oturup film seyrettim, saat 20:00 gibi Can işten döndü, saat 20:20 olmasına rağmen bizim taksiden haber yoktu, defalarca telefon ettik, her seferinde yolda, trafikte takıldı, 5 dakikaya orda gibi cevaplar alıyorduk. Bu arada Hande bile okuldan döndü, kısmette onu bir daha öpmek varmış, iyice sıkılmış ve sinirlenmiştim, tam artık taksiden ümidi kesip metroya gidelim derken saat 20:45 gibi taksi geldi, ve yıldırım gibi kullanarak beni 21:10 da alana yetiştirdi.

Check-in yaptım, ABD’de check-in sonrası bavulunuzu geri alıyor ve x-ray cihazına kendiniz götürüyorsunuz, daha sonra bavulunuzu orada bırakıyorsunuz, gerisini onlar hallediyor. Güvenlik ve pasaport kontrolundan geçerken girişte sizin pasaportunuza tutturdukları kağıdı alıyorlar, ayrıca üzerinizdeki her türlü takı, cüzdan, kemer, ayakkabı gibi eşyaları çıkarıp bir yuvaya giriyorsunuz. Orada ellerinizi kaldırıp beklerken x-ray etrefınızda dönüyor ve sizi dışarı davet ediyorlar. Bu işlemden sonra artık uçağınızın kapısına gidiyorsunuz.

Bende kapının önündeki koltuklara yerleşip yukardaki ekranlardan Chicago Bulls – Miami Heat maçının bir bölümünü izledim. Maç bitmeden uçağa aldılar, yanım boş ama koridor tarafında maalesef bir yabancı var. TK12 sefer sayılı uçağın adı Ankara ve yine B777. Uçak körükten tarifeli saatinden 15 dakika önce kalktı ama piste gidiş çok uzun sürdü ve kalkış sırasında 12. Olduğumuzdan havalanmamız yine rötarlı oldu

Kalkış sonrası internete bağlandım, yemek yiyip iki kadeh viski yuvarladım ama maalesef hiç uyuyamadım. İstanbul’a kadar gözümü kırppamadan geldim, pasaporttan geçip iç hatlara transfer oldum, orada bir güvenlik kontrolundan daha geçip ter içerisinde Ankara uçağını bekledim. Bu uçakta tüm bağlantılı yurt dışı seferleri topladığı için yarım saat geç kalktı, sonunda 21:00 gibi eve ulaştım. Böylece bir seyahatin daha tamamlayıp Ankara’da ki rutin hayatımıza başladık.

 

1 yorum:

  1. newyork'la ilgili 6 yazınızı da bir çırpıda zevkle okudum. gerçekten çok ayrıntılı ve bilgilendirici bir yazı dizisi olmuş. gelecek hafta içinde çıkacağımız yolculukta bu bilgilerden fazlasıyla yararlanacağım. emeğiniz için teşekkür ederim.

    YanıtlaSil