18 Ağustos 2011 Perşembe

2011 GÜNEY AMERİKA 4.BÖLÜM


10. GÜN  (5 Mart 2011)     SANTIAGO

Tur başlamadan 2-3 hafta önce Golden Bay acentasından bir telefon geldi. Duyurulan orjinal programda Santiago’daki geceleme sayısı 2 görünürken, tur 1 gün uzamış ve Santiago’da üç gece kalınacakmış, planlarınızı buna göre yapın diyorlardı. Neyse ki ziyaret edeceğimiz Güney Amerika ülkelerinin hiçbiri vize istemiyordu, yoksa tam kalınacak gün kadar vize veren ülkelerde (Örneğin: Norveç, Danimarka gibi) ciddi sıkıntılar doğabilirdi. Bu bir günlük uzatmanın nedeni dönüş uçaklarındaki yer sıkıntısından oluşmuş ve problem onlardan kaynaklı olduğu için tur ücretinde de bir değişiklik olmayacakmış.

İşte bu anlattığım nedenle Santiago’daki geri kalan iki günümüzün biri tamamen boşa çıkmış oluyordu, diğer gün ise Pasifik Okyanusu kıyısındaki Valparaiso ve Vinya Del Mar şehirlerine düzenlenecek gezi ile doluydu. Bugün cumartesi olduğu ve dükkanların açık olduğunu düşününce rehberden şehir gezilerini Pazar günü yapmasını ve bugünümüzün boş kalmasını rica ettik, kendiside onun için farketmeyeceğini belirtti.

Sabah 9:00 da kalktık, Hande de, bende kendimize gelmişiz ama bu seferde Füsun’un her tarafı kırılıyordu, kahvaltıya indik, otel güzel olmasına rağmen benim sevmediğim şekilde klasik tarzda döşenmişti.

 
 Kahvaltı Salonu

 
Toplantı Odaları Koridoru

Kahvaltıyı takiben, resepsiyondan harita alırken nereden alışveriş yapılabileceğini sordum, harita üzerinde metroyla gidilebilecek bir yer gösterdi. Füsun her tarafının kırıldığını Hande ile benim gitmemi kendisinin yatıp dinleneceğini söyledi, biz de diğer arkadaşlara bu yerden bahsettik, onlarda bizimle gelmek istedi ve Füsun’a da israr ettiler. Füsun’da onları kırmamak için bizimle birlikte gelmeye karar verdi. Dizi iyice şişen İbrahim Bey, kendini Peru’ya iyi etmek için gelmedi ve dinlendi. Biz altı kafadar önce metro istasyonuna yürüdük, biletlerimiz aldık ve metroya indiğimizde pırıl pırıl bir metro istasyonuyla karşılaştık. Otelimizin bulunduğu o pis çevrede böyle bir metro istasyonu ve trenlerin temizliği hepimizi şaşırttı.

 

Metrodan indikten sonra Park Arauco’yu sorduğumuzda 30-40 dakikalık yürüme mesafesinde olduğunu taksiyle gitmenin daha akıllıca olabileceğini söylediler. Hemen iki taksiye bölüşüp yol boyu Şili merkezinin döküntüsüne karşılık çevre mahallelerin ne kadar temiz ve bakımlı olduğunu gözlemledik tartıştık.

Alışveriş merkezine geldiğimizde iki veya üç Akmerkez büyüklüğünde bir kompleksle karşılaştık, bu merkezin tüm çevresi lokanta ve kafelerle çevriliydi. Hande hemen bizden ayrıldı ve buluşma noktası ve saat belirledik, bol bol gezdik, alışveriş yaptık, öğlen olduğunda merkezin en üst katındaki bölümde herkes istediğini yedi.

Şili gerçekten çok ucuz, örnek olarak size dünya çapındaki Lacoste mağazasının fiyatlarından bahsedeyim, Türkiye’deki mağaza fiyatlarının yarısı hatta üçte birine ürünler var, ve gayet kaliteli. Bu ucuzluk hemen hemen her mağazada benzer şekilde, tam alışveriş yapılacak ülke.


 


Akşam üzeri olduğunda herkes yorulmuştu ancak Hande TGI Friday’s de Margarita içmek istiyordu, herkes onu kırmamak için kabul etti. İçkilerimizi yudumladık ve bir süre dinlendik.



Metroya gitmek için alışveriş merkezinin önüne çıktığımızda ceketli kravatlı taksi şoförleriyle karşılaştık, gideceğimiz metro durağını söyledik, onlarda bize aslında nereye gideceğimizi sordular, oteli söylediğimizde ise bizi otele 6000 Şili pezosuna (18 TL) götürebileceklerini söylediler. Herkese çok hesaplı geldiğinden yine iki taksiye doluştuk ve otele döndük.

Otelde iki saat dinlendikten sonra akşam yemeği için hazırlanırken Füsun ateşlendi ve odada kalmak istedi, ona oda servisinden yemek söyledik ve biz aynı ekip bir gece evvel gittiğimiz Patio Bellevista’ya gittik. Hanımlar hemen dükkanlara daldı, biraz alışveriş yaptılar ve sonra yine aynı mekanda (Back Stage) ancak bu sefer bahçesinde oturup, İngilizce bilen bir garsonla muhabbet edip yemeklerimizi  yedik. Aydın Bey’in sipariş ettiği pizza öksüz doyuran cinsindendi. Dikdörtgen şeklindeki pizza iki karışa bir buçuk karış civarıydı. Bende deniz ürünlü spagetti yedim, hakikaten çok başarılıydı.


Biralarımızı içip güzel vakit geçirip otele döndüğümüzde Füsun’un ateşi iyice yükselmişti. Digital dereceyi koyduğumda 40.2 gösterdi, Hande ile ben panik olup eczacı Şahtekin Hanım’I aradık oda bize bir ilaç verdi, daha sonra normal dereceyle bir daha baktık 38.5 çıktı, digital derece bizi bir hayli korkuttu.

Zor ve sıkıntılı bir gece geçirdik. Nasıl bir seyahatse ailedeki herkes sıradan hastalandı.


11. GÜN  (6 Mart 2011)     SANTIAGO

Füsun hala ateşli olarak uyandı, ayrıca bitkin hissettiği için bugünkü programa katılamadı. Bugün Şili’nin iki sahil yerleşimi olan Valparaiso ve Vinya Del Mar’a gidilecek. Sabah 9:00 da yola çıktık, birbuçuk saatlik yol için arada 20 dakikalık bir mola verildi. Şili kovboylarının kıyafetlerini giyen garsonların servis yaptığı bir yol kahvesi, ayrıca hediyelik eşya satılan ufak bir bölümü de var.


Bir kahve içip, tuvalet ihtiyaçlarımızı da giderdikten sonra 20 dakikanın dolmasını bahçede dolaşarak değerlendirdik.


Valparaiso “Cennet Vadi” anlamına gelen 278.000 nüfuslu bir liman şehri. Başkent Santiago olmasına rağmen Şili Parlamentosu hala bu şehirde çalışmalarını sürdürüyor.Valparaiso tepelik bir alanda kurulduğundan çok fazla sayıda finiküler tepelere inip çıkmakta ulaşım aracı olarak kullanılmakta.




Panama Kanalı’nın açılmasından sonra bu liman kenti eski önemini yitirmiş. Aslında büyüttükleri kadar bir güzellik göremedim, tepeye çıkıp manzara seyrettik ama manzara dedikleri limanda demirlemiş balıkçı tekneleri ve liman görünümü. Türkiye’de veya dünyanın herhangi bir yerinde bu manzaranın çok daha güzellerinden binlerce vardır.


Tepeden inişte 1892 de imal edilmiş bir finiküler kullandık. Tahtadan yapılmış alet her metrede acayip sesler çıkartıyor, ha dağıldı ha dağılacak diyorduk.
 
Finikülerin içi


Rehberin söylediğine göre şehirde yaklaşık 120 yaşında 150 civarı finoküler varmış ama bunların sadece yirmi tanesi halen faalmiş. Bu şehirde sahilde biraz dolaşıp, tepedeki manzara seyretme yerinin etrafında kurulan sokak pazarından alışveriş yapıp, yola devam ettik.


Valparaiso’nun bulunduğu koyun karşı kıyısı ise Vinya Del Mar adındaki zenginlerin yaşadığı bir sahil kasabası. Ülkenin turizm merkezi olarak değerlendiriliyor, Büyük Okyanusa bakan uzun beyaz kumsalları mevcut.

Sahilde bir saatlik bir mola verdik, bu süreçte kumsala paralel yaptıkları yürüme yolunda yürüyüş yaptık, kumdan heykel yapanları izledik, Pasifik Okyanusunu seyrettik, gruptan bazıları ayaklarını suya sokarak okyanusa girmiş oldular.




Burada deniz, Humbolt soğuk su akıntısı nedeniyle 14-16 derece arasında ancak yerli halk buna alışık, rahatlıkla yüzüp dalgalarla oynayabiliyorlar.

Bu bir saatlik molada şarap meraklıları marketlere hücum etti. Ciddi anlamda çok ucuz ve kaliteli olan Şili şaraplarından şişe şişe toparladılar. Taşıma güçlüğü, ağırlık yapması ve kırılma riski nedeniyle biz şarap almadık. Alanlardan öğrendiğimize göre 5-10 dolar arasında fiyatlara çok kaliteli şaraplar alınabiliyormuş.

Mola sonrasında tekrar otobüsle 14:30 da rezervasyon yapılmış, bölgenin en iyi restoranlarından olan  Club Union Arabe lokantasına geldik.Buranın favori yemekleri sahil kasabası olması nedeniyle deniz ürünleri. Ben karides soslu kılıç balığı, Hande ise balık ile arası olmadığından tavuk ızgara ve patates kızartması yedi, güzelde birer bira içerek yemeğimizi süsledik.

Yolda bir eşi de Zürih de bulunan Çiçek Saatinin önünden geçtik.



  
 Club Union Arabe

Restoranın şaraplarının sergilendiği bölüm
 
Yemek sonrası Santiago’ya dönüş için hareket ettik, Vinya Del Mar’I tepeden gören bir noktada fotoğraf molası verildi ve otele döndük.




Santiago – Madrit uçuşu yaklaşık 13 saat süreceğinden, otelin internetinden faydalanıp online check-in işlemini yaparak rahat uçabilmek için yer aldım. Füsun’un ateşi düşmüş, ancak hali olmadığından yine akşam yemeğine çıkmadı, bizim ekip yine aynı restorana gidip karnımızı doyurduk. Daha sonra hanımlar son alışverişlerini yaptılar ve otele döndük.

Gruptan 7 kişi rehberimiz Onur Bey ile yarın sabah 4 de Peru’ya uçmak üzere havaalanına gidecekler, bizi alana yerel bir rehber götürecekmiş.  Bu nedenle sabah 11 de herkesin valizlerini resepsiyona indirmiş ve yola çıkmak üzere hazır olmasını rica ettiler.

Yer aldığımı duyan Aydın Beyler de yer almak istedi ancak Aydın Bey’in PNR numarasını sistem bir türlü kabul etmediğinden yer alamadık, Aydın Bey’de uçamayacağı endişesine kapıldı, bize de biraz eğlence malzemesi çıktı.  Geceyi Aydın Bey’e takılarak, biraz sohbet ederek tamamladık ve uzun uçuşa hazırlıklı olmak için vakitli yattık.


12. GÜN  (7 Mart 2011)              SANTIAGO - MADRID - İSTANBUL

Bugün saat 14:00 uçağıyla Madrit’e uçacağız. Sabah kahvaltısını takiben valizlerimizi resepsiyona indirdik ve yerel rehberimizle bizi alana götürecek otobüsümüzü beklemeye başladık.

Bu arada gruptaki diğer kişiler için de Madrit- İstanbul arasındaki uçak için online check-in yaparak herkese yer aldık. Bu işlemi bir gece önce yapamıyorduk. Çünkü internetten uçaklarda yer alma işlemi ancak tarifeli seferden 24 saat önce yapılabiliyor. Bu arada Aydın Beylerin ismi hala listede görünmüyor ancak rehber kendisine havayolu şirketiyle görüştüğünü, herhangi bir sorun olmadığını söylemiş.

Saat 11:00 olmasına rağmen bizi otelden almaya gelen olmadı, resepsiyona sorduğumuzda da olaydan haberlerinin olmadığını söylediler. Otelin önüne çıktığımda dün bizi Valparaiso’ya götüren otobüsü ve sürücüsünü gördüm. Adam tarzanca bizim için geldiğini fakat rehber konusunda bilgisi olmadığını söyledi.

Bunun üzerine bizim rehberi cepten aradım, neyse ki Peru’ya inmiş, durumu izah ettiğimde bekleyin gelir falan dedi ancak bu sırada hat kesildi, bir daha da ulaşılamadı. Bizde kendi içimizde karar alıp, bavulları otobüse yükleyip yerel rehberi falan beklemeden havaalanına yola çıktık. Rehberlik görevini çoğunlukla Hande üstlendi, ben de kendisine yardımcı oldum.

Alana varınca hemen Iberia Web Check-in (internetten yer alanlar için açılan banko) gittik, bomboştu. Bizim grup bir sıra oluşturduk ve herkes bavullarını teslim etti, dil bilmeyenlere Hande ile birlikte yardımcı olduk.

Uçak saatine kadar dükkanları dolaştık, pasaport kontrolundan da toplu olarak geçip herkese uçuş kapı numarasını bildirip dağıldık. Duty Free Avrupa ülkeleri ile karşılaştırınca çok ucuzdu. Bir litrelik Jack Daniels viski İstanbul ve Madrid havaalanlarında 25 Euro iken burada 26 Amerikan Doları idi. Sepeti doldurduk, kasaya geldiğimizde kasiyer uçuşumuzun bir ayağı daha olması (Madrit aktarması), ayrıca kilitli torbalarının olmaması nedeniyle bu aldıklarınıza Madrit ‘de el koyarlar almasanız iyi edersiniz diye uyardı. Aklımız viski ve parfümlerde kalarak hepsini bıraktık.

Son çıkan kurallara göre uçağın içine kilitli torbada olmayan sadece 100ml lik şişe sokabiliyorsunuz. Bu nedenle adamların kilitli torbası olsaydı veya biz Santiago’dan İstanbul’a direk uçuyor olsaydık bunları alabilecektik.

Uçak saati yaklaştığında giriş kapısında kuyruk oluştu, neredeyse uçağın kalkmasına 45 dakika falan varken, bir görevli gelip Hande’ye “Rehberiniz geldi, aşağıda sizi arıyor” dedi. Bizde görevliye tarafımızca herşeyin yapıldığını, geri gitmesini söylemelerini istedik. Bu durumu da dönüşte seyahat şirketimize bildirdik, bunun takibini yapmak artık onların sorumluluğunda.

Uçağımız Airbus340 Model 600, serinin A380 (İstanbul’a bile fuarda görücüye gelen uçak) den sonra en büyük uçağı, tam 342 kişi taşıyabiliyor. Uçağa bindik, yerimiz arka sıralarda olmasına rağmen koltuk aralıkları çok geniş, ekranlar her koltuk önünde olmamasına rağmen, çok güzel yerleştirilmiş, her koltuktan rahatça görülebiliyor, ve hepsi çalışıyor.

Uçak pist başına doğru ilerlerken ekranlar çalışmaya başladı, genelde kalkış ve iniş sırasında ekranlar kapalı olur, ama bu sefer uçağın kuyruk üzerindeki kameradan kalkışı naklen yayınladılar, çok zevkli bir olay, sanki pilot koltuğunda oturur gibi hissediyorsunuz.

Airbus 340 Model 600 uçağımız

 
    Kuyruk Kamerası

Santiago – Madrit arası (10.800 Km.) büyük ve seyir sürati yüksek uçaklarla 12 saat 50 dakika sürüyor, ancak bizim uçak herhalde rüzgarı da arkasına alarak bu süreden 45 dakika önce Madrid’e indi.

Bütün yolculuk boyunca anca bir saat belli belirsiz içim geçmiştir herhalde. Sabah 7:30 da uçaktan indik, İstanbul uçağımıza üçbuçuk saat vardı, Santiago’da yapamadığımız freeshop alışverişlerini burada yaptık, biraz gezindik ama herkes yorgunluktan bitap haldeydi. Sonuçta kendimizi 10:50 deki Airbus A321 İstanbul uçağına attık, yolculuk süresince uyumuşuz. Bir seyahat daha bitmişti, arkadaşlarla vedalaşıp evin yolunu tuttuk.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder