19
ŞUBAT 2013 SALI
Çocuklar işe gitmek için kalktığında bende
uyandım, Can işe, Hande ise yuvaya gitmek üzere çıktılar. Bir akşam evvel
yaptığımız plana göre ben öğlen Hande’nin gittiği yuvaya gidecektim ve Brooklyn’deki
Carroll Gardens semtini dolaşacaktık. Kahvaltımı bitirdiğimde Hande telefon
etti, gittiği yuvada kapı duvarmış. Çevrede gördüğü insanlara sormuş
soruşturmuş sonunda öğrenmiş ki bugün okullar tatilmiş.Bende hemen giyinip
metroyla Carroll Street’e gittim, beraberce Court Street ve Clinton Street’de
gezindik ama her yer pek sessizdi, çoğu dükkan kapalıydı, kahve içecek doğru
dürüst bir café bile bulamadık ve en yakın duraktan metroya binip Manhattan’ın
Upper East Side (Yukarı Doğu Bölümü) 90.caddeye gittik.
Gugunheim müzesinin civarında dolaştık, sonra
Central Parka girip, Reservoir adı verilen büyük gölün resmini çekip biraz
gezindik ve bir alt kapıdan caddeye çıktık.
 |
| Gugunheim Müzesi |
 |
| Central Park Resorvoir |
Fifth Avenue’dan güneye doğru yürürken
Metropolitan Museum of Art’ın önünden geçtik, orada müzik yapan bir grubu
dinledik, Lexington caddesinden dolaşıp kahve molası verdik.
Güneye doğru yürümeye devam ettik, geçen
günkü kadar olmasa da bu sefer de 90. Caddeden 52.caddeye kadar yürüdük. Öğle
yemeği için favori sandviççimiz Pret A Mangerâ uğradık, sonra Hande’nin akşama
yetişmesi gereken ödevi yapması için eve döndük.
Hande ödevini bitirdi ve hocasına gönderdi,
bugün Brooklyn^de Brooklyn Nets ile Milwaukee Bucks NBA maçı var, craiglist denilen
ucuz bilet bulunan siteden bilet aradık. 30 ar dolara iki bilet bulduk ama hem
çok arkalardaydı hem de maçın başlamasına 40 dakika vardı. Bu süre içerisinde para
transferi yapıp, biletleri basıp, giyinip feci yağan yağmura rağmen metroyla
salona gitmeye kalksak maçın ilk periyodu kesin kaçardı. Hem madem NBA maçına
gideceğim şöyle bir saat önceden gidip takımların ısınmasını, seyircinin
atmosferini izlemek, tadını çıkararak biramı yudumlamak lazım diye düşündüğümden vazgeçtik. Beraberce yemeğe
çıkıp Junior’s a gittik, orada maçı televizyondan seyrettik, uzatmaya giden
maçı Brooklyn Nets kazandı, bizde eve dönüp geceyi bitirdik.
20
ŞUBAT 2013 ÇARŞAMBA
Sabah Can işine Hande ise iki saatliğine
yuvaya gözlem yapmaya gitti. Bende evde takılırken baktım ki bizim sincap
kardeş bu sefer arkadaşını da getirmiş.

Yuva çıkış saatine doğru bende East Brodway’e
gittim, orada buluşup Lower East Side ( Aşağı Doğu Bölümü) gezdik. Daha çok pub
ve barlardan oluşan bir mahalle ancak aralarda lüks butiklerde mevcut. Hande
çok acıkmıştı, oradan metroya atlayıp Finacial Street’e geçtik, Five Guys’ta
hamburger yedik, ara sokaklarda gezinerek, Century 21 mağazasına geldik. Bu
gezimiz sırasında çektiğim birkaç fotoğrafı sizlerle paylaşayım.
Bugün hava o kadar soğuk ve şiddetli bir
rüzgar var ki insanın iliklerini
donduruyor. Mağazalarda dolaşmak hayatımızı kurtarıyor diyebiliriz, altı katlı
mağazayı (en üst kat çocuk reyonu) en üst katı atlayarak her yerini dolaştık,
son gün alışverişlerimizi yaptık, mağazadan çıktığımızda saat 16:00 olmuştu.
Can’ın işten çıkmasına daha bir hayli süre vardı, yine metroya binip Union
Square’e (14. Cadde) geldik, oradaki büyük markete girip (kar fırtınasında
talan edilen market) Füsun’un siparişi olan white tea (beyaz çay) aldık. Dr. Öz’ün
programında duymuş, yağ yakan faydalı bir çaymış. Ankara’ya dönünce ben de
denedim ama içemedim, berbat bir tadı var, bunun yanında yeşil çay insana
burbon viski gibi geliyor.
Hande evin ihtiyacı olan alışverişi yaptı,
elimizde paketlerle 100 metre ilerideki bir kafe restorana girdik. Max Brenner
Chocolate Bar diye anılan bu mekan Avustralya kökenli çukulata fondüleri ve
diğer çukulatalı tatlılarıyla meşhur. Bunların yanısıra yemek servisleri de
var, yemeklerin manzarası için sadece muhteşem diyebilirim. Oturmak için artık
çok alıştığımız bekleme kuyruğuna girdik, neyse ki fazla beklemeden hemen
masamıza transfer olduk, çay ve tatlımızı söyledik.
Bizden gayrı bir sürü masa yemek yiyiyordu,
malum Amerikalıların erken yemek yemeleri meşhurdur. Biz ise yemek saatine ve
Can’ın işten dönmesine kadar vakit geçirmek ve ısınmak amacıyla oturduk,
insanları seyrettik, milletin yemeklerini uzaktan zoomlayarak fotoğrafladık ve
burayı da mayıs seyahatinde gelinmesi gereken yerler arasına not ettik.
Can işten çıktığında aradı, Hande’nin okuldan
bir arkadaşının tavsiye ettiği lokantaya gitmeye karar verdik. Park Avenue ile
30.Cadde köşesindeki Californian Pizza Kitchen adındaki lokantaya 15 blok
boyunca yürürken bu civardaki lokantaların çok pahalı olduğunu gözlemledik,
hatta Hande herhalde kapıdaki menüye bakıp döneceğiz diye düşünmeye başladı. Lokantaya
vardığımızda Can daha gelmemişti, içi son derece şık döşeli mekanın kapısındaki
menüde fiyatların gayet makul olduğunu görüp bir masaya oturduk. Can geldi, yemeklerimiz
afiyetle yedik, fotoğraflarımızı çektik.
Yemek çıkışı Brooklyn'e dönmek için Hande otostop yaptı ama maalesef durmadılar.

Son gecemiz olduğundan yine mahallemizdeki abone
olduğumuz Brooklyn Stoomps isimli barımıza uğradık, happy hour yani ucuz içki
saati daha bitmemişti (bitse de barmen Andrew bizi tanıdığından ucuz fiyattan
veriyor) viskilerimizi ve biralarımızı içip bu sefer Milwaukee’de oynanan
Miwaukee Bucks- Brooklyn Nets maçını izledik, yine Nets kazandı. Bu gece iyice
kafayı bulup neşelendik eve dönüp sızdık. Geceden resimler aşağıda:

21
ŞUBAT 2013 PERŞEMBE
Dün akşamın sarhoşluğuyla 8:45 gibi benim
için geç bir saatte uyandım, ne telefonum ne de Ipad internete baplanmıyor,
Hande uyuduğundan ve modem de onların odasında olduğundan bende günlüğümü
yazarak vakit geçirdim. Hande okuldaki asistanlığını son günümde benimle
beraber olmak için cumaya ertelemişti, saat 16:00 ya kadar beraber olabileceğiz
daha sonra o derse gidecek, bende 20:00 gibi alana yola çıkacağım.
Saat 10:00 gibi Hande kalktı, son hediyeleri
toparlamak için Brooklyn’in güneyine Bay Ridge’e gidip hem kahvaltı etmeye, hem
oraları görmeye hem de Century 21’ın Brooklyn şubesinden alışveriş yapmaya
karar verdik. Hande yolda İphone uygulaması Yelp’den o civardaki güzel kahveltı
yerlerini araştırdı, Pegasus diye bir diner buldu, gerçekten çok başarılı
ömletleri vardı.
Alışverişimizi de yapıp eve döndük, akşam
20:15’e taksi istedik, anlaşmalı olarak Brooklyn’den 35 dolara alana
götürüyorlar. Brooklyn’de Manhattan’da ki gibi sarı taksilerden yok sadece
telefonla çağırabiliyorsunuz.
Hande 16:00 gibi çıktı vedalaştık, sayılı gün
çabuk bitiyor, bende evde oturup film seyrettim, saat 20:00 gibi Can işten
döndü, saat 20:20 olmasına rağmen bizim taksiden haber yoktu, defalarca telefon
ettik, her seferinde yolda, trafikte takıldı, 5 dakikaya orda gibi cevaplar
alıyorduk. Bu arada Hande bile okuldan döndü, kısmette onu bir daha öpmek
varmış, iyice sıkılmış ve sinirlenmiştim, tam artık taksiden ümidi kesip
metroya gidelim derken saat 20:45 gibi taksi geldi, ve yıldırım gibi kullanarak
beni 21:10 da alana yetiştirdi.
Check-in yaptım, ABD’de check-in sonrası
bavulunuzu geri alıyor ve x-ray cihazına kendiniz götürüyorsunuz, daha sonra
bavulunuzu orada bırakıyorsunuz, gerisini onlar hallediyor. Güvenlik ve
pasaport kontrolundan geçerken girişte sizin pasaportunuza tutturdukları kağıdı
alıyorlar, ayrıca üzerinizdeki her türlü takı, cüzdan, kemer, ayakkabı gibi
eşyaları çıkarıp bir yuvaya giriyorsunuz. Orada ellerinizi kaldırıp beklerken
x-ray etrefınızda dönüyor ve sizi dışarı davet ediyorlar. Bu işlemden sonra
artık uçağınızın kapısına gidiyorsunuz.
Bende kapının önündeki koltuklara yerleşip
yukardaki ekranlardan Chicago Bulls – Miami Heat maçının bir bölümünü izledim.
Maç bitmeden uçağa aldılar, yanım boş ama koridor tarafında maalesef bir
yabancı var. TK12 sefer sayılı uçağın adı Ankara ve yine B777. Uçak körükten
tarifeli saatinden 15 dakika önce kalktı ama piste gidiş çok uzun sürdü ve
kalkış sırasında 12. Olduğumuzdan havalanmamız yine rötarlı oldu
Kalkış sonrası internete bağlandım, yemek
yiyip iki kadeh viski yuvarladım ama maalesef hiç uyuyamadım. İstanbul’a kadar
gözümü kırppamadan geldim, pasaporttan geçip iç hatlara transfer oldum, orada
bir güvenlik kontrolundan daha geçip ter içerisinde Ankara uçağını bekledim. Bu
uçakta tüm bağlantılı yurt dışı seferleri topladığı için yarım saat geç kalktı,
sonunda 21:00 gibi eve ulaştım. Böylece bir seyahatin daha tamamlayıp Ankara’da
ki rutin hayatımıza başladık.