31 Mart 2011 Perşembe

2010 NORVEÇ FİYORDLARI

HAZIRLIK


2010 Yılı başlarında eşim Füsun,  kızım Hande, eşimin annesi ve kuzeninin ailesiyle birlikte Norveç Fiyortlarına gemi seyahati yapmayı planladık. Bu bizim ikinci Cruise seyahatimiz olacaktı. Benim gidilecek yerler, süre, fiyat-performans, gemi olanakları konularındaki detaylı araştırmalarım sonucunda Crown Princess ile 5 Temmuz tarihinde Southampton'dan başlayan ve 12 gece sürecek olan tura karar verdik. İlgilenenler http://www.princess.com/ ve http://www.goldenbaytour.com/ adreslerini ziyaret edebilirler.


Norveç fiyortlarına yapılan gemi turları mevsim ve hava şartları nedeniyle genelde haziran ve temmuz aylarında düzenleniyor, dolayısıyla bu tarihlerde turlara katılanlar hem kuzey bölgelerini yaz aylarında gezmiş oluyor hem de uzun beyaz geceler yaşıyorlar. Bu turlar Kopenhag ve Southampton çıkışlı olarak düzenleniyor, Kopenhag çıkışlı olanlar 7-8 gece sürüyor ve Norveç haritasını gözünüzün önüne getirirseniz ülkenin ortasından geri dönüyor. Kısa olduğu için maliyet açısından daha hesaplı. Southampton çıkışlı olanlar ise 12 gece sürüyor ve Avrupa'nın en kuzey noktası olan North Cape'e kadar gidiyor ve diğerlerine göre gece sayısı fazla olduğundan daha maliyetli. Madem bir defa gidiyoruz, gitmişken en kuzey noktayı da görelim dedik ve uzun olan seyahati seçtik.


Mayıs-Haziran aylarında, gezi İngiltere çıkışlı olduğundan dolayı gereken hem İngiltere hem de Schengen vizelerini aldık. Bu arada İngiltere vizesini aldıktan sonra Schengen ülkelerinin 10 yıldan eski pasaportlara vize vermediğini öğrendik ve eşim için yeniden pasaport çıkartmak zorunda kaldık. Neyse ki eski pasaportunda kalan İngiltere vizesi geçerliliğini korudu da bir daha vize almak zorunda kalmadık. Daha önceki yıllarda Schengen ülkelerine çok sayıda seyahat yapmamıza ve son Schengen vizelerimizin 1 er yıllık olmasına rağmen Norveç Büyükelçiliği maalesef bize sadece 15 günlük vize verdi ve itiraz hakkımız olduğunu belirtti. Ancak biz bu hakkı kullanmadık. Bakarsın verdiklerinden de vazgeçerler... Ne olur ne olmaz..


Yaz ayında seyahat etmemize rağmen, bavullarımız kışlık giyeceklerle doluydu. İnternet hava durumu sitelerini inceleye inceleye neler götürmemiz gerektiğini belirledik ve yüklü bir bavul yaptık. Gidiş ve dönüşümüzde de İstanbul'da bir süre kalacağımızdan orası içinde yazlık giyeceklerden oluşan küçük bir çantayı arabanın bagajına attık.


Kedimizi babaannemize ve bizde çalışan bayana emanet edip seyahatin başlayacağı İstanbul'a yola çıktık, gerek kızımız gerekse diğer aile fertleri İstanbul'da yaşadığından tur başlangıcından 2 gün evvel İstanbul'a kendi arabamızla gittik. VE gezi günü geldi çattı......


1.GÜN      LONDRA - SOUTHAMPTON
Sabah saat 6:30 da Atatürk Havalimanında gezi evraklarımız tur şirketi yetkilisinden aldık, rehberimiz Yusuf Bey ile tanıştık, check-in işlemlerimiz yaptırıp İngiliz Havayollarının BA675 nolu seferiyle 8:55 te Londra'ya hareket ettik. Uçak yolculuğu kayınvalidemin rahatsızlanması ve mürettebatın oksijen desteği ile toparlanması, seyahate devem edip edemeyeceği, edemezse onunla kim İstanbul'a geri döner düşünceleriyle, olaylı bir şekilde tamamlandı. Kendisi de özverili davranarak seyahate devam etmeye karar verdi ve bagajları alıp bizi bekleyen otobüsümüzle 1.5 saat sürecek liman kenti Southampton'a doğru yola çıktık.


Limana vardığımızda uzaktan gemimiz bütün görkemiyle bizi bekliyordu, yanına yaklaştıkça geminin büyüklüğü insanı hayrete düşürüyor. Yaklaşık 310 metre boyunda ve 19 katlı olan bu geminin içerisinde yok yok. Şimdilerde gemi şirketleri birbirinden büyük ve şatafatlı gemiler imal etmeye devam ediyorlar ancak bizim bineceğimiz Crown Princess da 2006 yapımı, 3200 yolcu ve 1200 personele sahip yüzen bir şehir.


Otobüsten iner inmez bavullarınıza oda numaralarınızı gösteren etiketleri takıyor ve orada bulunan bir delikten gemiye yolluyorsunuz. Bavulların elinize geç ulaşması riski nedeniyle bu tür seyahate çıkacaklara önerim, acil ihtiyaçlarınızı (ilaç, yedek t-shirt, hırka vs..) yanınızda bir sırt çantasında bulundurmanız. Gerçi biz gemiye bindiğimizde bavullarımız kamara kapılarımızın önünde bizi bekliyordu ama zaman zaman bavulların gelmesi akşam saatlerini buluyormuş. Gemi check-in işlemlerinden sonra gemimize ayak bastık. Gitmeyi düşünenler ve gitmemişler için kısa bilgi vereyim: Check-in işlemleri sırasında daha önce tur tarafından yapılan kaydınız teyid ediliyor, ayrıca size tüm seyahatiniz boyunca kullanacağınız bir kart veriliyor. Bu kart aynı zamanda sizin oda anahtarınız, kredi kartınız ve gemiye giriş çıkışlarda kullanılan pasaportunuz. Pasaportlarınız gemi tarafından alınıyor vizeleri kontrol ediliyor ve saklanıyor. Pasaportları gemiden ayrılırken son gün alyorsunuz. Ayrıca gemi içinde casino hariç hiçbir yerde nakit para geçmediğinden sizden harcamalarınız için kişi başı 300 Dolar nakit isteniyor veya harcamalarınızı yapacağınız kredi kartınızın numarasını veriyorsunuz. Son olarak birde fotoğrafınızı çekip elinizdeki kartla eşleştiriyorlar. Bu fotoğraf kart üzerinde görünmüyor ancak her gemiye giriş çıkışınızda kartı okuttuğunuzda görevli adamın önündeki ekrana çıkıyor. Böylece gemiye kaçak binişler de engelleniyor.



Check-in işlemlerinden sonra kamaralarımıza yönlendik, tesadüfen 4 ailenin de kamaraları 12. Kattaki Aloha güvertesindeydi. Geminin üç noktasından (baş, kıç ve orta bölüm) tüm katlara asansörler mevcut, bizim odalarımız geminin orta bölümündeki asansörlere çok yakındı, bu nedenle şanslı sayılırdık. Ben eşimle, kızımız anneannesiyle beraber odalarımıza yerleştik. Bu noktada belirtmekte yarar varki; Gemi seyahatlerinin en güzel taraflarından biri de gemiye girdiğinizde tüm bavulunuzu açıp, son gün toplamanız, ne kadar yer gezerseniz gezin oteliniz de sizinle birlikte geliyor. Biz balkonlu kamaraları tercih etmiştik, eşim sigara kullandığından bu onun önkoşulu. Ayrıca seyir sırasında da balkon keyfi yapmak fena olmuyor. Bunun dışında iç kamara dedikleri dışarıyı hiç görmeyen ve dış kamara dedikleri sadece açılmayan bir penceresi olan kamara tipleri de mevcut. Bütün bunların yanısıra bizim için ulaşılmaz rakamlara da çeşitli büyüklükte suitler var. Kamaralar son derece fonksiyonel tasarlanmış, çok büyük değil ama oda içinde de tıkış tıkış olmuyorsunuz.


Bizim kamaranın iki açıdan çekilmiş resimlerini aşağıda yayınlıyorum. İki kişilik yatağın üzerinden eğer istenirse 3. bir yatak ranza şeklinde askılı olarak açılabiliyor. Bunu hiç yaşamadım ama o zaman herhalde oda biraz sıkıntılı hal alır.





Odaya yerleşir yerleşmez biz kızımla birlikte gemiyi keşfetmek için hemen çıktık. Bu arada gemini kalkış saati de gelmişti ve güvertelerde çoşkulu bir hareketlilik vardı. Genelde gemi gezilerinde yaş ortalaması 70 civarındadır. Ortalamayı bizler düşürüyorduk.

Bütün yaşlılar içkilerini almış sahile el sallıyor ve geminin hareketini seyrediyordu. Derken orkestranın çaldığı parçalarla herkes dans etmeye başladı. İlk gün nedeniyle çeşitli piyango çekilişleri yapıldı, ve gemimiz yavaş yavaş Southampton limanını terketi, açık denize açıldı.

Akşam yemeğimizi bize ayrılan masada (her akşam bu masa bize ayrılmış durumda) Da Vinci restoranda yedikten sonra gemi içinde gezinme, demlenme ve keşif gezileriyle günümüzü tamamladık.

2. GÜN  DENİZDE

Seyahatin ikinci günü tüm gün denizde geçecek şekilde planlanmıştı. İngiltere'nin güneyinden kalkıp saatte 22 knot (22 mil gibi) hızla seyrederek Norveç'in güney batısındaki ilk durağımıza ulaşmak bu kadar uzun sürüyor. Bu arada denizde geçen günlerinizde ise geminin size sağladığı olanaklardan yararlanıyorsunuz. Bu boş günde sizlere biraz geminin olanaklarından ve gemideki yaşamdan bahsetmek istiyorum.

Yazımın başında da belirttiğim gibi 19 katlı olan bu gemide konukların kullandığı katlar 5 den başlıyor bunun altındaki katlar, makina dairesi, personel odaları vb.... amaçlar için ayrılmış. Konukların kamaraları 8.-14. katlara dağılmış, 15. katın ise yarısı kamara, geri kalan yarısı ise havuz başı ve açık büfe restorandan oluşmakta. 

Gemide 3 tane ana restoran mevcut, buralarda masanız seyahat başından itibaren size rezerve durumda. Bu restoranlarda 2 yemek oturumu var, ilki saat 18:00 de başlıyor, 20:00 de bitiyor, ikinci oturum ise 20:30 da başlıyor ve 22:30 civarında bitiyor. Türk konuklar alışkanlıkları nedeniyle genellikle ikinci oturumu tercih ediyorlar. Bunun dışında 15. katta 24 saat açık büfe var, ayrıca 12 saat boyunca sürekli pizza ve hamburger yapan bir bölüm havuz kenarında yer almakta. Gemide 2 tane de alakart restoran bulunmakta, bu restoranlarda yemek isteyen konuklardan kişi başı 10 dolar talep ediliyor. Bulokantaların biri Grill, diğeri ise İtalyan Restoranı. Aşağıda 15. katta yeralan açık büfe restorandan iki görüntü yeralmakta.




Horizon Court Açık Büfe Restoran

Geminin çeşitli yerlerinde 4 tane açık havuz bulunmakta, bu havuzlardan bir tanesinin etrafında kat kat şezlonglar yerleştirilmiş, havuzun arka tarafında ise dev bir ekran mevcut. Burada film, konser veya maçlar yayınlanıyor, konuklar geceleri battaniyelerine sarınarak bu gösterileri izleyebiliyorlar. Bu bölümün adı 'Movies Under The Stars'.




Diğer havuzlar ise geminin çeşitli yerlerinde, bunların en güzellerinden biri de geminin kıç tarafında bulunan havuz. Bu havuzlara havuz demek için aslında bin şahit lazım tabi ki, bunlar küvetin biraz daha büyükçesi diyebiliriz, ben daha kulaç atmadan ayağımla iterek karşı duvara varabiliyordum.

Yemek saatlerinin dışında da birçok kafede veya barda oturarak birşeyler içime veya atıştırma şansına sahipsiniz. Bunun için çeşitli katlarda oturup dinlenilecek, kitap okunabilecek, etrafı seyredebileceğiniz mekanlar oluşturulmuş. Buralarla igili çektiğim resimleri burada sizlerle paylaşmak istiyorum.

Cafe Caribe
International Cafe
Explorer's Lounge
Explorer's Lounge
Geminin ortasındaki bölümde 3 katı paylaşan Grand Plaza diye adlandırılan bir bölüm var, bu bölümdeki katlara asansörle ulaşılabildiği gibi kendi içinden de sarmal merdivenlerle ulaşılıyor. Bu bölümün çeveresinde ise ana restoranlar, iki-üç  tane cafe, resepsiyon, sanat galerisi, casino ve alışveriş dükkanları mevcut. Geminin en hareketli yeri burası.
Grand Plaza

Alışveriş Dükkanları
 Resepsiyon
Sanat Galerisi
Bunların dışında gemi seyir halindeyken açık olan Casinosu, geminin iki katını işgal eden büyük bir tiyatro salonu (gece showlar burada yapılıyor), spor meraklıları için spor merkezi ve SPA, kuaför dışarıda güverte etrafında yürüyüş yolu, en üst katta minigolf ve basketbol sahaları bulunmakta. Bunlarla ilgili görselleride aşağıda yayınlıyorum.

 Tiyatro
 Casino
Fitness Center
Buraya kadar epey kafanızı şişirdim, ama gemi hakkında biraz bilgi vermek istemiştim. Denizde geçen bu ilk günümüzü geminin çeşitli yerlerini keşfederek, şurada bir kahve, burada bir bira diyerekten geçirdik. Bu noktada belirtmeden geçemeyeceğim, tura kaydınızı yaptırdığınızda gemideki 3 öğün yemek fiyata dahil, ancak bizdeki herşey dahil tatil köyü mantığı burada yok. Kapağını açarak içtiğiniz herşey paralı ve sizin gemiye kayıt yaptırırken verdiğiniz veya bloke ettirdiğiniz meblağdan tahsil ediliyor. Açık büfe restoranların her birinin bir köşesinde açık su, buz, çay, kahve, ice tea mevcut bunlar ücretsiz, ancak kola veya kapalı su bile isteseniz paralı. Fiyatlar son derece makul, yani bizdeki adamları yakaladık posasını çıkaralım zihniyeti burada yok. Örnek vermek gerekirse bir kola 2.99 dolar, bir bira 3.99, bir duble viski 5.99 gibi makul fiyatlara içilebiliyor. Bugün garsonlardan birisi bize bir öneri yaptı. Günlük olarak 4 dolar hesabınıza kaydediliyor, oda kartınızın üzerine bir sticker yapıştırılıyor ve siz bununla ne zaman hangi bardan istersniz kola, sprite veya soda gibi premix içecekleri alabiliyorsunuz. Yani 11 gün için 44 dolara tüm aile bedava soda ve kola içtik.

Şarap için de değişik alternatifler mevcut, kadeh olarak sipariş edebildiğiniz gibi, akşam yemeğinde bir şişe açtırabiliyorsunuz, o akşam şişeyi bitirmediğiniz takdirde üzerine isim yazılıyor ve şişede kalan miktar işaretlenerek saklanıyor, isterseniz daha sonraki akşamlarda sizlere servis edilebiliyor. Akşam yemeklerinde her masadan tur boyunca aynı garson ve komi sorumlu, bu nedenle ilerleyen günlerde hayli samimi bir ortam doğuyor. Bizim masadan Alexander isimli Makedon bir garson sorumluydu, kendisi de turdan 3 hafta evvel aynı cruise ile Kuşadası'na gelmiş, Türk Kahvesini çok beğenmiş ve elektrikli cezve ve kahve almış, odasında Türk kahvesi içiyormuş ama bize ikram edemedi, konukların personel bölümlerine giriş izni olmadığından dolayı.

Bu akşam kaptanın 'Hoşgeldiniz' yemeği var. Bu nedenle ana restoranlarda yiyeceksek resmi giyinmek durumundayız, ama "boşver kim uğraşacak şimdi" derseniz yukardaki açık büfe sizleri bekliyor. Bizim ekip gece kıyafetlerini ve takım elbiseleri hazır geldiklerinden şık şıkıdım giyinerek yemeğe indik. Yemek öncesi Grand Plaza alanında 1600 tane şampanya bardağını kule yaparak birtakım gösteriler yaptılar, kaptanı ve gemi personelinin yüksek rütbelilerini tanıttılar. Etrafınıza baktığınızda adamın damatlığından ber 3-4 defadan fazla giymediği smokini üzerinde, karısının üzerinde ise Oscar kırmızı halılarına layık tuvalet salınıyorlar. Bahsettiğim kişilerim yaşı 65-80 arası. Hatta bir adamın üzerinde yöresel İskoç kıyafeti gördüm, eteğini giymiş altında dize kadar uzun çorapları, üzerinde yöresel ceket ve başında şapka. Bu arada böyle resmi gecelerde (12 günde 2 defa oluyor) çeşitli bölümlere fotoğrafçılar stand açıyo arkaya bir fon koyup orada size çeşitli pozlar verdiriyorlar daha sonra bu resimler tanesi 20 dolar gibi Bedava!!! bir fiyata satışa sunuluyor. Bizim hanımlar nasılsa almayız diye poz verdiler, adam onları çekerken bende arkadan korsan çekim yaptım tabii.. Akrabalara 10 dolardan satıyorum... Fena da çekmemişim değil mi????


Birde size bizim masanın görüntüsünü vereyim,



Akşam yemeğinden sonra herkes ilgi alanına göre dağılıyor, zaten yemek uzun sürdüğü için kalkış genelde 10:30-11:00 arası oluyor. Ben genelde casinoya takılıyor ve şansımı deniyordum, tur sonucunda ufak ufak tırtıklayarak +250 dolarla bitirdim.

3. GÜN  STAVENGER






Sabah uyandığımda gemimiz Norveç'teki ilk durağımız Stavenger'e yanaşmış durumdaydı. Stavenger, Norveç'in güney batısında ülkenin 4. büyük şehri. 117.000 civarı nüfusa sahip, zaten tüm Norveç'in nüfusu 2008 sayımına göre 4.7 milyon. 2008 Avrupa Kültür başkenti, ayrıca Norveç'in petrol merkezi olarak biliniyor. Denizde geçen günümüzde yol boyunca bol miktarda İngiltere-Norveç ortak işletimli petrol kuyularını uzaktan seyrettik.


Hemen balkona çıktım ve gördüğüm manzara karşısında şaşkına döndüm. Sanki legodan yapılmış evleri karşıma dizmişlerdi.


Geminin balkonundan görünen Stavenger evleri


Birkaç fotoğraf çekimini takiben kahvaltımızı tamamlayıp, geminin 6.katındaki buluşma noktamıza yöneldik. Bu noktada sizlere geminin yanaştığı yerlerdeki gezi olanaklarından bahsetmek istiyorum. Eğer Türkiye'den kayıt olduğunuz turda 20 kişiden fazla varsa, turunuz sizinle birlikte bir rehber gönderiyor. Bu rehber konaklanan yerlerde gezilip görülecek yerleri kendi insiyatifine ve lokasyonun popülaritesine göre belirleyerek ekstra turlar oluşturuyor ve bunların listesini ve fiyatlarını size önceden bildiriyor. Bu turlara katılıp katılmamak sizlerin tasarrufunda.


Bir başka alternatif ise geminin organizasyonunda düzenlenen ekstra turlar, bunlar geziden aylar önce cruise şirketinin internet sayfasında duyuruluyor, siz de gittiğiniz yerdeki seçeneklerden birini seçip kayıt yaptırabiliyorsunuz. Bunlara internet üzerinden rezervasyon numaranız ile erken kayıt yaptırmak bile mümkün, çünkü yoğun talep olan turlarda yer sıkıntısı oluyor. Tur şirketinin gönderdiği rehber ile yapılan turlar Türkçe, geminin organize etttiği turlarda ise İngilizce dil olarak kullanılıyor. Bu tür seyahatlere gidecekler için belirteyim ki, bu turlarda ciddi bir meblağ tutuyor. Hatta geminin organize ettiği turlar, yerli rehberin turundan daha da pahalı. Bizde hem iletişim hem de deneyimlerine güvendiğimiz tur şirketinin gönderdiği Yusuf Bey'in organize ettiği turlara katıldık.


Norveç Avrupa Birliğine üye olmasına rağmen kullandığı para birimi hala Norveç Kronu. Biz Euro kullandığını düşünerek yanımızda Euro getirmiştik, bazı dükkanlarda Euro da kabul ediliyor fakat yanımızda kron da bulunması için bankadan dönüştürme yaptık.


Bu günkü turumuzda 50 mil uzunluğundaki Lysefjord'da (Hafif Fiyord demekmiş) daha küçük bir tekneyle gezineceğiz. Bu noktada sizlere biraz da fiyordlardan bahsetmek isterim. Fiyord buzulların oluşturduğu vadilerin deniz suyu ile dolmasıyla oluşan dik yar ve kayalıkların arasındaki dar deniz koycuklarına verilen isim. Fiyordlar buzul aşındırması sonucunda oluşuyorlarmış. Hemen limanda bulunan İstanbul'daki deniz otobüslerine benzer teknelerden birine bindik ve fiyorda doğru yola çıktık. Fiyorda girdiğimizde sağınızda ve solunuzda dik kayalıklar yükseliyor, adamlar iki kıyıyı birleştirmek için bol miktarda köprü, ayrıca kıyıların denize yakın alçak ve düzgün bölgelerinde ise yazlıklarını inşa etmişler. İlerledikçe sağlı sollu şelaleri görüyorsunuz. Bunlar ufak ama çok yüksekten akan erimiş kar suları, hatta yanaşması mümkün olan şelalere tekneler yanaşıyor, kova ile su alıp sonra bardak bardak konuklara ikram ediyorlar. Bu tekne sadece Türk grubuna ait olduğu için kaptanla da muhabbeti ilerletip kaptan köşküne bile girdik, oradaki Sonar ve Ekograf aletlerine baktığımızda yer yer derinliği 450 metre olarak gördük.

Su almak için yanaşan bir tekne.


Fiyordun içerilerine doğru ilerleyince deniz aslanları ve keçileri patikalarda görüyorsunuz. Keçilerin kulaklarına bizim sokak köpeklerine taktıkları işaretlerden takmışlar. Teknede espri konusu oldu. Bu keçilerde heralde Stavenger Belediyesinin kadrolu keçileri diye. Hava son derece rüzgarlıydı, bu rüzgar sayesinde ilk günden şapkamı fiyordlara hatıra olarak bırakmak zorunda kaldım. Fiyordların dip köşelerinde sular harika renkler oluşturmakta, teknelerde bunu bildiğinden bu noktalara iyice yanaşarak bizlere fotoğraf çekme imkanı sağlıyorlar.






Sıra geldi bu fiyorddaki en enteresan yere. Denizden 600 metre yüksekliğindeki Pulpit Rock (Vaaz Kayası) adı verilen monoblok granit kayanın altına vardığımızda herkes fotoğraf makinalarına sarıldı. Bu kaya ile ilgili internette daha evvel çok şey okumuştum, hatta bu kayaya çıkmak için 2 saati aşkın yürümek gerektiğini, bunun apayrı bir tur olduğunu biliyordum. Tekneden bu kayanın görüntüsü aşağıdaki gibi:



Anlatılanlara göre, kayanın üç yanından gözle görülebilen derin bir çatlak var, bu size heran kayanın deniz düşebileceği fikrini verse de bunun gerçekleşmesi için binlerce yılın geçmesi gerekmiş. Sizlere internette bulunan 2 tane yukardan çekilmiş görüntüyü de veriyorum. Maalesef bu fotoğraflar tarafımdan çekilmedi.



Burada sizlere ilginizi çekerse diye pulpit rock ile ilgili bir link vereyim.


http://www.stavangertravel.com/news/pulpit-rock-norway.cfm




Pulpit Kayasını da gördükten sonra fiyordun en dibine kadar gitmeden dönüşe başladık, bu arada hava iyice kapattı ve serinledi, bize de güzel fotoğraflar çekme imkanı verdi. Bize dağıtılan günlük gemi gazetesinde sıcaklığın 15 derece olacağı söylenmesine rağmen kesinlikle daha düşüktü, ama tahminde öngördükleri yağmuru bildiler.




Tekne gezisini bitirdikten sonra, şehir içinde boş zamanımız vardı, gemimiz saat 16:00 da hareket edecekti. Gemi seyahatlerindeki bir başka önemli nokta da sizlere bildirilen en geç gemide bulunma saatine uymanız (Latest On Board deniyor). Gemi kesinlikle sizi beklemiyor ve çekip gidiyor. Genelde bildirilen saat geminin kalkış saatinden yarım saat evvel oluyor. Gemiyi kaçırırsanız,  gideceği bir sonraki durak aynı ülkede ise otobüs tren gibi araçlarla bir sonraki durakta yakalama şansınız var, ama gemi başka bir ülkede konaklayacaksa yanınızda pasaportunuz da olmadığından ciddi sıkıntı yaşarsınız. Bu nedenle ağır kanlı okuyuculara tavsiyem mutlaka bildirilen saatte gemide olun. Gemiden çıkan ve giren sayılarak kontrol yapılıyor, buna rağmen eğer geciken tur geminin kendi organize ettiği turlardan biri değilse kesinlikle beklemiyor.


Şehirdeki gezintimiz sırasında dükkanlara bakındık, bir katedrali gezdik, sokakları arşınladık, sonra da zaten yürüme mesafesinde bulunan limana geri döndük ve gemiye bindik. Stavenger şehir resimlerinden birkaçı aşağıda:








O akşam Dünya Kupasında İspanya - Almanya yarı finali vardı, bizim masanın erkekleri ve Hande ana lokantada değil yukardaki açık büfede yemeklerimiz yiyip maçın naklen yayınlanacağı salonda yer tutmaya gittik. Hanımlar ise ana lokantada yemeklerini yediler. Maçı naklen yayınladıkları salonda kolonlara takılı televizyonlar mevcut, bir kolona her yöne doğru dört tane TV takmışlar, yani sinema seyreder gibi değil, birbirinize bakarak da otursanız mutlaka bir ekranı görebiliyorsunuz. Bizde biralarımız yudumlayarak maçı izledik, yanımızdaki masa ve bizim masa (ben hariç) herkes İspanya taraftarı idi. Maalesef Almanya kaybetti ve İspanya finale yükseldi.


4. GÜN  HELLESYLT - GEIRANGER


Bu sabah saat 6:00 da uyandım, gemimiz yavaş yavaş seyir halindeydi, balkona çıktım ve gördüm ki bir fiyordun içine girmiş orada ilerliyor. Ailece bilinen ıslığımızı çaldım ki iki kamara ileriden Hande başını uzattı, o da uyanmış battaniyeye sarınıp etrafı seyrediyormuş.



Resimde ön taraftaki çıkıntılı bölme kaptan köşkü. Geminin hem sağında hem de solunda (aslında iskele sancak demek lazım) böyle çıkıntılı bir şekilde yer alıyor. Bunun amacı ise gerektiğinde geminin arkasını görebilmekmiş.



Bugün ilk rotamız Hellesylt, oraya ulaşmak için uzun bir fiyorda giriliyor. Gemimiz bizi bu limanda bırakacak ve içinde kalan yolcularla beraber Geiranger'e devam edecek. Bizler bugünkü turumuzda Hellesylt - Geiranger arasını karadan otobüs ile gideceğiz. Yukarıdaki ufak haritada fiyordun şekli ve iki kasabanın lokasyonu gözükmekte. Geiranger dönüşünde geminin gittiği fiyordu seyretme şansımız olacak.


Sabahın köründe etrafı seyrederken bir gemi ile daha karşılaştık. Bu gemi aşağı yukarı İstanbul şehir hatları vapurları büyüklüğünde, ancak bizim balkondan bakıldığında ufak bir yat gibi duruyor.



Saat 8:00 civarı gemimiz Hellesylt açıklarında demir attı. Hellesylt, Geiranger ve bundan sonraki duraklarımızın bir kısmında liman olmadığı için gemi açıkta demirliyor, indirilen tahlisiye sandallarıyla kıyıya çıkıyorsunuz. Tahlisiye sandalı denince aklınıza ufak kayıklar gelmesin. Geminin iki yanında asılı 30 civarında150 şer kişi kapasiteli motorize botlar var. Bunlar indiriliyor, geminin 4.katından sanki kıyıya çıkar gibi (yaşlılar için herşey düşünülmüş) bu botlara biniliyor. Türk ekip de toplanma yerimizde buluşup bizi kıyıya çıkartacak botumuza bindik.


Kıyıya çıktığımız yerde, büyük bir camping ve onun karşısında yine çoşkulu bir şekilde denize akan çavlan vardı. Otobüslere binmeden burada da hatıra fotğrafları çektik.








Otobüse doluşup Geiranger'e doğru yola çıktık, bir müddet sonra Grodas isimli bir kasabaya geldik, burası göl kenarında kurulu minicik bir kasaba ancak bu göl Avrupa kıtasının en derin gölü olan Hornindalsvatnet. En derin yeri 514 metre. Yüzeyi deniz seviyesinden 53m. yüksekte, buradan da anlaşılacağı gibi dibi deniz seviyesinden 461m aşağıda kalıyor. Gölün kenarına çok şirin bir otel yapılmış ayrıca birkaç tanede kafe mevcut.











Göl kıyısında biraz dinlendikten ve gezindikten sonra tekrar yola çıktık ve öğle yemeği için Stryn isimli bir kasabaya geldik. Diğerlerine göre daha sevimsiz olan bu kasabada zaten 2 tane alışveriş dükkanı ve birkaç tane de lokanta vardı. Bizde biraz gezinip, hediyelik eşyalara bakındık, bu arada Stavenger'de düşürdüğüm şapkamın yerine aşağıdakini almak istedim ama aile bireyleri neden olduğunu birtürlü anlayamadığım şekilde şiddetle karşı çıktılar. 


Benim pembe renge düşkün kızım ise bulduğu fırsatı kaçırmadı ve bir fotoğraf çektirdi. Neyse ki satın almaya kalkmadı.


Öğle yemeğimizi bir kafede atıştırdıktan sonra tekrar otobüsle hareket ettik. Yazının başındaki haritadan da görebileceğiniz gibi neredeyse yolu yarılamıştık. Bundan sonraki hedefimiz Geiranger'e 7 km uzaklıktaki döne döne çıkılan Dalsnibba tepesi idi. Bu tepe 1500 metre yüksekliğinde yazları bile kar içinde olup son derece güzel bir manzaraya sahip. Burada da yaklaşık 15-20 dakika mola verip hatıra fotoğrafları çektirdik. Bu tepe ile ilgili detaylı bilgiyi

Dalsnibba yolu üzerinde bulunan bu köprüden arkada büyük buzulların başlangıç noktası görünmekte. Arzu edenler ve parasına kıyanlar Hellesylt'den helikopter kiralayarak bu buzulların üzerinde tur atıp kuşbakışı seyredebiliyorlar.


Dalsnibba'ya çıkış ve oradaki manzaralara ilişkin birkaç fotoğrafı aşağıya ekliyorum.



Tımanış sırasında kar sularının birikmesiyle oluşmuş küçük gölcüklerden biri ve yanında bir dinlenme tesisi


Arkada Geiranger Fiyordunun en uç noktası görünmekte


Hande'nin çevresindeki üst üste konmuş taş parçacıklarının Norveç'teki anlamı "Biz buraya   geldik" demekmiş. Bizde bu geleneğe uyarak üç taşı üstüste koyduk.

Geiranger'e yaklaştıkça fiyordun manzarasını daha iyi görebileceğimiz bir nokta daha varmış, buraya doğru tekrar yola çıktık, uzun virajlı yollardan sonra son molamızı verdik, buradan fiyordun ucu çok daha net görünüyordu ve gemimizde Geiranger'e gelip kıyıya bağlanmıştı. Liman olmamasına rağmen kıyıya ne kadar yakın durduğuna ve 20-30 metrelik bir halatla kıyıya bağlı olmasına, dolayısıyla Fiyordun en ucu olmasına rağmen suyun ne kadar derin olduğuna şaşırdık. Hellesylt girişinde sabah gördüğümüz şehir hatları vapuru benzeri gemi de Geiranger'e gelmişti.


Bizi gemiye taşıyacak botlara binmek üzere sahil kasabasına doğru yola çıktık. Geiranger küçük bir yer olmasına rağmen son derece turistik, 3-4 tane orta boy otel bulunmakta. Norveç Fiyordlarına yapılan tüm cruise turları mutlaka buraya uğruyor, Kopenhag çıkışlı olanlar buradan dönüş yolculuğuna başlıyor, uzun turlar ise kuzeye doğru devam ediyor.

Geiranger limanı

Limandan geminin görünümü- bazı tahlisiye botu yerleri boş

Gemiye bindikten sonra ailecek Geiranger fiyordunu seyretmek üzere geminin kıç tarafında bulunan geceleri de disko olarak kullanılan Skywalkers Nightclub'a oturduk. Akşam üzerleri bu bölümde hafif atıştırmalıklar ve içki servisi oluyor, geminin 19.katında olduğundan dolayı manzarası süper. Bizde gerekli nevaleyi toparladık, hem yedik hem içtik hem de nefis mazarayı seyrederek akşam üzerini geçirdik.

Geiranger'den ayrılırken


Geiranger'den saat 18:00 de hareket eden gemimiz yaklaşık 4 saatte fiyorddan çıktı ve bir sonraki durağımız olan Trondheim'a doğru açık denize açıldı.

5. GÜN    TRONDHEIM

Trondheim şehri 997 yıılında Viking Kralı Olav Triggvason tarafından kurulmuş ve bugüne kadar Norveç'in en önemli ticaret şehirlerinden biri olmuş. Günümüzde ise hem ticaret hem de kültür merkezi olarak görülüyor. 11 ve 12. yüzyıllarda Norveç krallarının residansları bu şehirdeymiş.

Norveç'in ilk başkenti olan bu şehir bugün 171.000 nüfüsa sahip.





Sabah uyandığımda gemi limana yanaşmıştı, balkona çıktım ve karşımda ufak bir adacık gördüm. Daha evvelden okuduğum dökümanlardan biliyordum ki Munkholmen adı verilen bu yer eskiden hapishane olarak kullanılıyormuş. Günümüzde popüler restoranları olan bir eğlence merkezi.



Kahvaltıyı takiben, grubumuzla buluşup otobüsümüze bindik ve ilk olarak Kristiansten kalesine gittik, birazdan resmini gördüğünüzde inanın siz de şaşıracaksınız. Kale dedikleri yer şehrin tepelerinden birinde tek bir bina ve yanında bulunan 3-4 tane toptan ibaret. Şehre tamamıyle hakim olduğundan manzara dışında görülmeye değer pek birşey yok.

 Kristiansten Kalesi
Kalenin topları

 Kaleden şehir manzarası ve Nid nehri
Kaleden şehir manzarası ve Nidaros Katedrali

Kale gezisinden sonra otobüsümüzle şehir içine indik, otobüs bizi bir noktada bıraktı ve katedralin önünde buluşma saati kararlaştırarak ayrıldık, yürüyüş sırasında çok enteresan bir teknoloji ile karşılaştık. Bicyle lift dedikleri bu alet sayesinde bisikletlilerin çok dik olan bu yokuşu rahatlıkla çıkmaları sağlanmış. Yolun kenarına açtıkları ince bir kanalda hareket eden bir palet var. Yokuşun aşağısında alete parasını attıktan sonra ortaya çıkan palete tek ayağınızı koyuyorsunuz, diğer ayağınız bisiklet üzerindeyken sizi yavaş yavaş yokuşun tepesine taşıyor.


Nehir kenarında ve ara sokaklarda çok şirin ufak kafeler mevcut, bu kafelerin birinde kahve molası verdik, katedralde buluşma saatimize daha yarım saat olduğundan nehir üzerindeki tarihi köprüde biraz vakit geçirip rengarenk evleri seyrettik. Evlerin ortalarında bulunan boşluklar mal yüklemek veya indirmek için kullanılırmış. Nehir kenarındaki çoğu ev kazıklar üzerine oturtulmuş.

Nehir üzerinde bir kafe

Nid Nehri üzerindeki rengarenk evler

Buluşma saatimiz yaklaştığında yürüyerek Nidaros Katedraline doğru ilerledik, Katedralin bahçesi yemyeşil ve bu yeşillikler içinde çeşitli mezar taşları var. Bu katedral Trondheim'ı kuran kralın mezarının üzerine inşa edilmiş.

 Katedral bahçesi
 Mezarlar
 Katedralin Ön Kapısı




Katedralin içinden vitraylar

Katedral turundan sonra şehrin biraz dışında Svaresberg bölgesinde bulunan Trondelag Folk Müzesine gidildi. Bu müze bir açık hava müzesi ve Norveçlilerin yüzyıllar boyunca ne şekilde yaşadıklarını gösteriyor. Kilise, konut, ahır, düğün salonu gibi çeşitli yapılar mevcut, ayrıca eski çağlardaki dişçi, posta merkezi ve bakkalın bile örneği var.

Buradaki binaların büyük bir çoğunluğunun üzeri ağaç kabuğu ile kaplanmış onun üzerinde de çimen yetiştirilmiş. Ağaç kabuğu kesinlikle içeriye yağmur suyunu sızdırmazmış. Bu binalardan birkaç örnek resmi aşağıda yayınlıyorum. Ayrıca ilgilenenler için web sitesinin linkini de vereyim.









 Yukarıdaki resim bir evin yatak odasını gösteriyor, gördüğünüz o küçücük yatakta 3 kişi uyurmuş. O zamanlar Norveçliler oturarak uyurlarmış, eğer yatarlarsa öleceklerine dair bir inançları varmış.





Bu müzeyi 2 saatte dolaştıktan sonra iyice acıkmıştık, şehir merkezine döndük ve rehberimiz bundan sonrasını serbest saat olarak bıraktı, herkes birşeyler atıştırmak için dağıldı, biz de pratik olsun diye Buger King'e girdik ve hayatımızda yediğimiz en pahalı hamburgeri yedik. Üç tane Whoper menüye 90 TL karşılığında Norveç Kronu ödeyince, tadını çıkarmak için yemeği biraz uzattık.

Bilahare Hande hemen bir alışveriş merkezi bularak kalan zamanını orada değerlendirmek istedi, bizde açık hava kafelerinden birinde kahvemizi yudumladık. Dönüş saati geldiğinde buluşma yerinden otobüsümüzle gemiye hareket ettik.

Trondheim Caddeleri

Artık yavaş yavaş kuzeye çıktığımızdan havanın kararma saatleri de gecikiyordu. Yemek yerken saat 10 da bile hava gündüz gibi aydınlıktı. Yarın bütün günümüz gemide geçecek ve kuzey çizgisini (Arctic Circle) geçeceğiz. 


6. GÜN   DENİZDE


Trondheim çıkışından sonra Norveç'in en kuzey noktası olan North Cape gitmek için epey uzun bir yolumuz var, bu nedenle bugün bütün günü gemide geçireceğiz. Sabaha Karşı 5:40 da Kuzey çizgisini geçtik (Arctic Circle), 66 derece kuzey enleminde olan bu hayali çizgiden sonra artık kuzey kutbuna daha yakınız. Hedefimiz 71 derecede bulunan North Cape.


Arctic Daire


Bugün biraz daha uykuya vakit ayırdık, kahvaltıyı takiben gemi gazetesinde yayınlanan  programa göre herkes kendine bir faaliyet seçti. Bizde Hande ile öğle saatlerinde açık arttırma izlemeye gittik. Gemideki sanat galerisinde sergilenen resimlerin yanısıra ambarlardan da açık arttırmaya resimler taşınmış, koca salonun dört bir tarafı tablolarla dolu, herkes resimleri inceleyip, kendine göre notlar alıyor. Pek bizim anladığımız iş değil, ancak sunucunun yaptığı açıklamalardan anlıyoruz ki gemilerde açık arttırma ile tablo toplamak pek popülermiş.
Hem %20 - %30 ucuza alabiliyormuşsunuz hemde tablolar Çin'de otursanız bile kapınıza kadar teslim ediliyormuş


Açık arttırmayı yöneten uzun uzun resimleri tanıtmaya başlayınca bizde sıkıldık ve oradan ayrıldık, biraz daha dayanabilseydik arttırma aşamasını merak ediyordum ama cidden açıklamalar çok sıkıcıydı. Sanat galerisini dolaşırken 2 tane resim çok hoşuma gitti ve bunların resmini çektim.








Spor salonuna gitmeye karar verdik, kıyafetlerimizi giyip geminin 16. katına çıktık. Çıktığımız sırada Pilates başlıyormuş, Hande hemen ona katıldı bende geminin burnunu hizalayan bir yürüme bandında yürümeye başladım. Bir müddet sonra yanımdaki iki İngiliz'den biri diğerine uzakta birşey işaret etti, kulağımda kulaklık olduğundan ne konuştuklarını anlamıyordum ama hareketleri heyecanlı bir hale dönünce kulaklığı çıkartıp yanımdakine ne oluyor diye sordum. O da bana "Balina" dedi. Bende bunun üzerine daha dikkatli bakmaya çalıştım ama birşey görünmüyordu, derken geminin burnunun 50 metre açığından balinanın sırtı ve dev gibi kuyruğu sudan çıktı ve tekrar girdi. Hande'ye seslendim ama o gelene kadar balina geminin sol tarafında kalmıştı. Bir daha göremedik. Akşam orkestrayı dinlerken solist sordu: "Bugün kaç tane balina gördünüz?" diye. Onlar 3 tane görmüş, beraber yüzüyorlarmış, ben sadece birinin sırt ve kuyruğunu 3-5 saniye görebildim. Tabi fotoğraf makinam yanımda olmadığından da bu olayı görüntüleyemedik.


Günü çeşitli faaliyetlerle, cafelere, casinoya takılarak, fotoğraflarımızı düzenleyerek, geçirip akşam yemeğine gittik. Bu akşam Almanya-Uruguay Dünya Kupası 3.lük maçı var ama hepimiz seyretmeye değer olmadığını düşündük ve bir barda oturup sohbet ettik.


Gece odaya gittiğimde biraz televizyon seyrettim. Odadaki televizyonda belli başlı uluslararası kanallar var, ayrıca "Kaptanın Seyir Defteri" ve daha önceki günlerde geminin düzenlediği turlarda kaydedilmiş video görüntülerini ayrı bir kanalda "Reflections" adıyla yayınlıyorlar, turun sonunda ise bütün çektiklerini birleştirip 2 DVD olarak 30 dolara satıyorlar. Kaptanın Seyir Defterinde gemi Southampton'dan kalktığından beri kaç mil gitmiş, son limandan beri kaç mil gitmiş, bir sonraki limana kaç mil var, rotasının haritası, şu an hangi noktada olduğu, güneşin batış ve doğuş saatleri, denizin durumu, dalga yüksekliği gibi bilgiler arka arkaya ekrana geliyor. Bu kanalları izlerken baktım saat gece 12 olmuş, balkona çıktım ve aşağıdaki görüntüyle karşılaştım. O akşam için güneşin batış saati 12:15, doğuş saati ise 4 civarı gösteriyordu.


Saat tam olarak 12:08 ve güneş yeni batıyor. Derken makinamın video çekme özelliği aklıma geldi ve bu anı kısa bir süre videoya çektim.




Yaklaşık 45 dakika ufkun renklerini seyrettim, en son saat 12:45 te ufkun son bir resmini çekip yatağıma döndüm.




Yarın Avrupa'nın en kuzey noktası Honningsvag ve North Cape'de olacağız.


7. GÜN  HONNINGSVAG - NORTH CAPE 

Sabah uyandığımızda gemi Honningsvag kasabasının biraz açığına demirlemişti. Honningsvag, Mageroya adasının güneyinde yer alan 2500 nüfuslu bir balıkçı kasabası. Yaz aylarında cruise gemilerinin popüler uğrak limanlarından olduğu için nüfusu ikiye veya üçe katlanabiliyormuş. Limanda demirlemiş teknelere baktığınızda kendinizi Discovery Channel'da yayınlanan "Deadliest Catch" adlı dizide zannediyorsunuz. Bu dizide kral yengeç (King Crab) avcılarının maceraları anlatılıyor. Limanda bu dizide gördüğümüz teknelere çok benzer tekneler görüyoruz. Ayrıca ufak ufak, rengarenk evler kasabanın yamaçlarına yayılmış çok güzel bir görüntü oluşturuyor..




Kahvaltıdan sonra yine botlara binerek karaya çıktık. Bugünkü turumuz Avrupa'nın en kuzey noktası olarak bilinen North Cape. Hava rüzgarlı ve yağmurlu. Yaklaşık 1 saatlik bir otobüs yolculuğu ile gidilecek. Bu arada rehberimizden gelen habere göre bize tutulan otobüsün şöförü hastalanmış, son dakikada başka da büyük otobüs bulunamadığından minibüs ayarlanmış. Ancak bütün grup minibüse sığmadığından iki parti olarak sabah ve öğleden sonra diye bölündük. Biz öğleden sonra bize gezinmek için kalsın diye sabahı seçtik.

Yol üzerinde buralarda yoğun olarak yaşayan Sami ırkından gelenlerin kurduğu çadırlar mevcut. Bunlardan birinde mola verdik.

Samiler veya Laponlar Norveç'te Kuzey Kutup Dairesi içinde kalan bölgede çok eski tarihlerden beri yaşayan, ren geyiği yetiştiriciliği yapan, kendine has yaşam tarzları olan etnik bir grup. Günümüzdeki sayıları 60.000 civarında imiş.

Mola verdiğimiz yerde Ren Geyikleri, kurutulmuş ringa balıkları ve çadırlar içinde Sami ırkının yaşam şartlarına tanık olup hatıra fotoğrafları çektirdik. Ren Geyiklerinin boynuzlarının üstü bile kadife gibi tüylerle kaplı, diğer geyik türlerinin boynuzlarından çok farklı görünüyorlar. Hande tüm çabalarına rağmen yanındaki adamın savunmasını aşıp Ren geyiğini sevmeyi başaramadı.


Kısa moladan sonra yola devam edip North Cape'e vardık. North Cape  71 derece kuzey enleminde yer alan 307 metre yüksekliğinde, ve kuzey kutbuna 2100 km uzaklıkta bulunan bir tepe. Buraya simge olarak dünyanın şekline benzer bir heykel dikmişler.

Bu noktaya ulaşmadan evvel kafe ve alışveriş merkezi olarak hizmet veren binada üstümüzü sıkı sıkı giyindik. Çünkü dışarıda inanılmaz bir rüzgar ve hafif yağmur var. Lojistik hazırlıklar sırasında birbirimizi beklerken alışveriş merkezindeki küçük trol heykelciklerle resim çektirdik.


Kendimiz dışarı bir attık ki inanın yürümek bile çok zor. Heykele gitmek için yürümeniz gereken mesafe taş çatlasa 100 metre. Daha 20. metrede Füsun geri döndü, ama biz inatla yürümeye devam ettik. Sonra Füsun da dayanamamış arkamızdan tekrar geldi, beraberce heykeli fethettik.


Arkada görünen parmaklıklı yerin 300m. aşağısında deniz var ama maalesef havadaki pusdan hiçbir şey göremedik. Öğleden sonra giden grup açık bir havaya denk gelmiş, son derece memnunlardı, ancak bizim için de bir daha yaşayamayacağımız değişik bir deneyim oldu. Hayatımda bu kadar kuvvetli bir rüzgara rastlamamıştım. Dönüş yolunda Michael Jackson'ın klibindeki gibi neredeyse 45 derece eğimle kendinizi rüzgara karşı vererek durabiliyordunuz. Tam bu sırada geminin düzenlediği turda North Cape'e gelmişti, daha önceki günleri anlatırken bahsettiğim geminin film çekim ekibi de oradaydı. Onların turunda olmamamıza rağmen Hande ile benim rüzgarla savaşmamızı çektiler. Ertesi günü gemide gösterilen "Reflections" isimli kanalda bizde boy gösterdik, ve tur sonundaki hazırlanan DVD de yer aldık. DVD'yi de mecburen satın aldık.

Tekrar ana binaya döndük ve bizler ısınmak için kahve içerken Hande hemen kendine sıcak tutacak bir mont bulup satın alıverdi. Sonuçta kızımız bizi utandırmadı ve Avrupa'nın en kuzey noktasından bile alışveriş ederek rekorlarına birini daha ekledi.

Ana binada duvara çok enteresan bir tablo asmışlar, bu tabloda güneşin yaz aylarında North Cape'deki batış ve doğuşu sırasında izlediği yol saat bazında gösteriliyor, fotoğrafladım, sizlerle de paylaşmak istiyorum.


Dönüş için yola çıktık, yol üzerinde bir sapaktan başka ufak bir kasabaya saptık. Burası Honningsvag'tan da küçük köy gibi bir yer. Yakalanmış kral yengeçlerin tutulduğu çiftlik buradaymış. Burada da devasa yengeçleri gördük. Aşağıdaki resimdeki yengecin canlı olduğunu belirtmeme gerek yok herhalde.


Bu sevimli yaratıkları da gördükten sonra Honningsvag'a döndük. Hemen kıyıdaki hediyelik eşya dükkanlarından birinin içerisinde buz bar varmış. Giriş adam başı 10 Euro, içeride size buzdan bardaklarla iki adet içki ikram ediyorlar. Hande ile girmeye karar verdik, Füsun annesi ile ilgilenmek için gemiye döneceğini söyledi ve botlara yöneldi. 

İçeri girmeden ayrı bir odada üzerinize özel hazırlanmış gocukları giyiyorsunuz. Aslında ufacık bir yer, dört köşeyi değişik ortamlar olarak hazırlamışlar, birinde oturma grubu (buzdan yapılmış üzerinde hayvan postları var), diğer köşede içine girilebilen eskimo evi (rahatlıkla 4 kişi içine girilebiliyor),bir diğer köşede ise sembolik bir kızak mevcut.





Buz bardan çıktıktan sonra hediyelik eşya dükkanında biraz daha oyalandık, bu arada bizim gemiden daha ufak bir cruise daha geldi. Daha ufak olduğu için o iskeleye yanaşabildi, bir anda Honningsvag sokakları turist akınına uğradı.

  
Bizde botlarımıza binerek gemiye döndük. Gemi saat 17:00 de demir aldı ve dönüş yoluna North Cape'in etrafından dolanarak girdi. Demir aldıktan sonra hava açtı ve muhteşem bir güneş çıktı, yaklaşık 2 saat balkonda oturup güneşlenip fotoğraf çektim. Benim gibi birçok balkonda doluydu, kimi içkisini yudumluyor, kimi ise güneşe uzanmış uyukluyordu.
Bu saatlerde çekilen birkaç fotoğrafı da sizlerle paylaşmak isterim.






Bu gece dünya kupası final maçı var. İspanya - Hollanda oynayacak. Futbol meraklısı bizim ekip yine açık büfeden yedik ve maçın yayınlanacağı salonda yerlerimizi alıp içkilerimizi söyledik. Ancak sonuç tam bir hüsran oldu, yayını uydudan aldıklarından ve bulunduğumuz lokasyon açısından uydu ile iletişim sağlanamadığından yayın gerçekleşmedi, animasyon müdürü herkesten özür dileyerek, yayını gerçekleştiremediklerini belirtti. Bizde gemi personelinin düzenlediği saat 22:30 da başlayacak gösteriyi seyretmek için tiyatro salonuna gittik. Burada tam bir şenlik vardı, balonlar şişirilmiş herkes birbirine balon atıyor. Tevekkeli değil insanlar yaşlandıkça çocuklaşırmış diyorlar. Şov sırasında maçın sonucunu anons ettiler, uzatmaya giden maçta İspanya 1-0 kazanmıştı.


Show sonrası gezi masraflarını çıkartmak üzere kumarhaneye uğradım, biraz rulet oynayıp odamıza döndüm. Yarın Tromso deyiz.


8. GÜN    TROMSO


Kuzey Norveç'in en belli başlı şehirlerinden biri olan Tromso 60.000 nüfusa sahip.Bütün Kutup gezileri ve keşiflerinin bu şehirden başlaması nedeniyle Tromso'ye Kuzey Kutbuna açılan kapı deniyor. Tromso lokasyon olarak da Kutup dairesinin kuzeyinde bulunuyor. Bu arada Galatasaray taraftarı olan arkadaşlar bu şehri çok iyi bilirler. Galatasaray eski senelerde bu şehrin dandik takımına elenmişti.




Sabah uyandığımızda gemimiz her zamanki gibi limana yanaşmış durumdaydı. Klasikleşmiş olan balkon keşfimi yaptığımda karşımda uzaklarda rampalar gördüm. Fotoğraf makinamı alıp görüntüyü yaklaştırdığımda bunların kayakla atlama rampaları olduğunu anladım.




Kahvaltıyı takiben otobüsümüze bindik ve ilk durağımız olan, limanın hemen karşısındaki Botanik Parkı'na gidildi. Daha parkı gezmeye başlamadan yağmur başladı. Bunun üzerine rehberimiz parkın limana çok yakın olduğunu dönüşte yağmur yağmazsa daha rahat gezebileceğimizi söyleyerek, bizi şehirdeki 1965 yılında modern tarzda inşa edilmiş Tromsdalen Kilisesine götürdü. Bu kiliseye verilen diğer isim Arctic (Kutupsal) Katedral. Dışarıdan baktığınızda da, içerisine girdiğinizde de son derece modern bir yapıyla karşılaşıyorsunuz. İçindeki dev org ise 2005 yılında yapılıp monte edilmiş.




Tromsdalen Kilisesi


 Tromsdalen Kilisesi Vitray Örnekleri

 Tromsdalen Kilisesi Orgu


Kilise gezisini takiben şehrin arkasında bulunan ve teleferik ile çıkılan 420 metre yüksekliğindeki Storsteinen Dağına çıktık. Turistler teleferik için uzun kuyruk oluşturmuşlardı, sıranın bize gelmesini beklerken, etrafta konuşlanmış Norveç'in şirin evlerini, bahçelerini seyretme fırsatımız oldu.



 Tromso Teleferik

Tromso Evlerinden bir örnek

Tepeye çıktığınızda bütün Tromso şehri limanı, futbol sahası, kanalları kısaca herşeyiyle ayaklarımızın altındaydı. Tepede de şiddetli bir rüzgar vardı ama North Cape'deki rüzgarla kıyaslanamazdı. Yukarıda bir müddet vakit geçirdik, fotoğraflar çektik, kafede bir kahve içip tekrar teleferiğe binerek aşağıya indik. Yukardan birkaç manzara resmini sizlerle paylaşayım.








Bu müthiş manzaraları fotoğrafladıktan sonra, kendimizi Tromso Müzesinde bulduk. Müze gezmeyi çok sevmediğimden hızlı bir tur attım. Bu müzede Sami ırkının kültürel gelişmesi, yaşam koşulları hakkında canlandırmalar mevcut. Bunun yanısıra Kutup bölgelerinde yaşayan hayvanların doldurulmuş örnekleri camekanlarda yer alıyor.

 Norveç Kurdu

 Sami Irkının Kızakları

 Sami ırkının yaşam alanı çadırları

Kutup Ayısı

Bunların birkaçını fotoğrafladıktan sonra, hep beraber sinema salonuna girdik, burada şu anda ismini unuttuğum bir fotoğrafçının kış gecelerinde saatlerce soğukta bekleyerek fotoğraflamayı başardığı Kuzey Işıkları'nın (Aurora Borealis) slayt gösterisi vardı. Bu olay sadece kış aylarında İzlanda, Finlandiya, İsveç ve Norveç'in kuzey bölgelerinde 10-15 gün rastlanabilen bir doğa olayı. Slayt gösterisi sırasında fotoğraf çekmek yasak, adamın çektiği fotoğrafların DVD'si ayrıca satılıyor. Ancak yine de dayanamayıp iki kareyi kaçak olarak çektim. Norveç halkından ve fotoğrafçı arkadaştan özür dilerim. Sizler için soğuk kış günlerinde ayazda saatlerce bekleyerek çektiğim o iki müthiş fotoğraf aşağıda.




Tromso müzesinden sonra şehir merkezine geldik ve burada serbest zamanımızı geçirdik. Açlığımız cadde üzerinde bir kafede hafif bir salatayla geçiştirdik, bu arada çok enteresan bir olaya şahit olduk. Yanımızdaki kafede bebek arabası içerisinde tüylü birşey kıpırdanıp duruyordu, dayanamayıp kalkıp gittim. Meğerse hafif çatlak yaşlı bir teyze köpeğini çocuk pusetinde hava almaya çıkarıyormuş. Bizede tabi ki bu olayı fotoğraflamak düştü.


Bu arada Norveç şehir merkezinde tur atan turistik bir tren ortaya çıktı, ancak vaktimiz kısıtlı olduğundan sadece seyrettik ve binmedik.


Serbest zamanımız dolduğunda otobüse doluşup, dönüş yolunda sabah gezemediğimiz botanik bahçesine doğru yola çıktık. Yağmur olmadığı için gemiye biniş saatine kadar buray gezecektik. Bana da fotoğraf makinamın makro çekimini test etme fırsatı doğdu, bir kaç kare çektim, hoşuma gidenler aşağıda.









Gemimiz Tromso'den 16:30 da hareket edecekti ve yarın bütün günümüz yine denizde geçecekti. Gemimize döndük, gemi girişinde ailecek bir hatıra fotoğrafı çektirdik.


Odamızda dinlenirken, gemimizın hareket saati geldiğinde kaptanımız bir anons yaptı. Gece denizin biraz çalkantılı olabileceğini biraz sallanabileceğimizi belirtti. Tromso'den ayrıldıktan sonra barlardan birinde biraz oturduk, yemek saatimizi bekledik, yemeğe gittiğimizde deniz dalgalanmaya başlamıştı. Yemek süresince geminin dalgalara giriş çıkışını seyrettik, ancak hiçbir sarsıntı ve sallantı olmuyordu gayet rahat yemeğimizi bitirdik ki dalgalar büyümeye başladı.

Yemekten çıktığımızda açık güvertelere çıkmak yasaklanmış hepsinin çıkış kapılarına çıkılmaz anlamına gelen sarı şeritler çekilmişti. Geminin en üst katında disko olarak kullanılan yerin sağ ve solunda çıkıntılı bölmeler bulunmakta, bizde oraya çıkıp dalgaları seyredelim dedik. O noktadan geminin burnunun dalgalara girişi ve çıkışı çok güzel görünüyor. Fotoğraf makinasını almak için kamaraya gittiğimizde "kaptanın seyir defteri" kanalını açtım, Dalga yüksekliği için 5-9 metre yazıyordu, gözlerimize inanamadık. 9 metre demek 3 katlı bir apartman yüksekliği demek, ancak dalga yüksekliği başka şekilde ölçülürmüş. Buna rağmen dalgaların ufak olduğunu falan sanmayın, size iki film yükleyeceğim, bunlardan biri disko katından çekilmiş diğeri ise bizim kamaranın balkonundan makinayı düşürmekten korka korka çektiğim filmler. Ayrıca filmi çalıştıramayanlar için de benzer bir fotoğraf aşağıda. Gemi dalgalara dikine ilerliyordu, personelin söylediğine göre bu dalgayı yandan alsa içimiz dışımıza çıkarmış. Halbuki bu durumda gemide sadece zaman zaman ufak kasılmalar ve sarsıntılar hissediliyor.



Videolar:









Yarın tüm gün denizdeyiz. Sonraki gün Flaam.


9.GÜN   DENİZDE

Bugün bütün günümüz yine denizde geçecekti. Sabah kahvaltısını takiben biraz basket sahasında şut attım. Grubumuzda bulunan gençlerle ufak bir maç yaptık, daha sonra duş alıp açık büfede keyifli bir öğle yemeği yedik. Akşam üzeri Hande spora gitmek istedi, bende fotoğraf makinamı alıp bütün gemiyi kat kat gezerek bütün her yerin fotoğraflarını çektim.

Bu resimlerin birkaçını ilk günleri anlattığım yazılarımda sizlerle paylaşmıştım. Burada da beğendiğim birkaç fotoğrafı daha sergilemek istiyorum.

 Sabatini İtalyan Lokantası

 Adagio Bar

 Açık büfedeki kahve, çay, ice tea standı


 Gemide çekilen fotoğrafların sergilendiği bölüm

 Explorer's Lounge adlı barda akşamüzeri canlı performans

Güvertede akşam üzeri gezintisi

Akşam üzeri deniz manzarası

Bu gece resmi gecelerin ikinci ve sonuncusu olduğu duyuruldu. Akşam yine getirdiğimiz resmileri giyip Atrium da içkilerimizi yudumlarken, erken saatte yemek alanların yemekten çıkışlarını, kıyafetlerini seyredip kendi aramızda sohbet ettik.

Akşam yemeğini takiben casino da biraz vakit geçirip yattık. Yarın Flaam'dayız.


10. GÜN      FLAM


Flam Norveç'in en derin ve en içerlek Sognefjord isimli fiyordunun en dip noktasında kurulmuş 400 kişinin yaşadığı bir köy. Sognefjord denizden 130 mil (205 km) içeriye giren ve en derin yerinin 1308 metre olduğu muhteşem bir fiyord.




Köyün etrafı sarp kayalıklar, buralardan akan erimiş kar sularının oluşturduğu şelaleler ve derin vadilerle çevrili. Bütün seyahat boyunca en çok beğendiğim yer burası diyebilirim.
Sabah uyandığımda gemimiz yavaş yavaş fiyordun dibindeki limana doğru ilerliyordu. 10-15 dakika sonra limana yanaştık. Bu büyük cruise gemilerinde beni en şaşırtan şeylerden biri de gemilerin kendi eksenleri etrafında dönebilmeleri ve ayrıca yan yan giderek iki gemi arasına bile yanaşabilmeleri.


Liman denilen kıyıya yanaştığımızda (sadece bir gemi yanaştığından cruise seferleri aralarında anlaşarak program yapıyor ve aynı anda bir gemi buraya geliyor) balkonumuz yine kıyı tarafındaydı. Balkondan görüntü tablo gibiydi. Hemen çektiğim 2-3 resmi buraya koyuyorum.


 Eriyen kar sularının beslediği nehir burada denize karışıyor.

 Limandaki otel ve alışveriş merkezi

 Limandaki diğer tur tekneleri.. Burası fiyordun en dip noktası.

Geminin arkası limana sığmıyor ve açıkta kalıyordu.

Bugünkü sabah programında muhteşem bir mühendislik örneği olan Flamsbana treni ile 0 metreden 836 metre yüksekliğindeki Myrdal istasyonuna 20 km katederek çıkacağız. Myrdal istasyonu Oslo ve Bergen şehirleri ile bağlantı sağlayan bir istasyon. Flamsbana inşa edilmeden Oslo ve Bergen'e buralardan erişim son derece zormuş. 1923 de yapımına başlanılan bu demiryolu 20 senede tamamlanmış ve 1943 te kullanıma açılmış. Tek hat olan bu demiryolunun ortasındaki istasyonlardan birinde hat sayısı ikiye çıkıyor ve karşılıklı çalışan trenler burada birbirlerini geçiyorlar. Bu 20 kilometrelik tren hattının üzerinde inşa edilen 20 tünelden sadece ikisinde makina kullanılmış, diğer tüm tüneller elle kazılarak işçiler tarafından tamamlanmış. Tren yolu vadiden akan nehri hiçbir yerde köprülerle geçmeyecek şekilde tasarlanmış. Bu nedenle de mühendislik harikası deniyor.

Sabah Füsun mide rahatsızlığı nedeniyle bizimle gelemedi, bizi balkonumuzdan uğurladı. Biz de tren saatine kadar köyün içerisinde oyalandık. Zaten tren istasyonu ile gemi hemen hemen aynı yerde duruyordu.

 Sabah Füsun bizi uğurlarken


Arkamda görülen Flamsbana treni, en tepe noktaya çıkarken arada 8 istasyonda duruyor, toplam seyahat 55 dakika sürüyor. Burada internetten bulduğum iki adet resmi sizlerle paylaşmak istiyorum. İlki bu tren yolunun Oslo ve Bergen'e nasıl bağlantı sağladığı, ikincisi ise tüm ara istasyonların ve bu istasyonların rakımlarını gösterir bir tablo.




Rehberimiz trene binerken bizim ekibe gidişte sağda oturanların dönüşte solda oturmasını, böylelikle herkesin her iki taraftaki manzaraları da seyredebilmesini ve fotoğraflayabilmesini önerdi. Aradaki istasyonlardan birinde muhteşem bir çağlayan var. Burada akan suyun şiddeti ve miktarı görülmeye değer. Tren orada özellikle fotoğraf molası için duruyor. Her tren duruşunda şelalenin yanındaki kayanın üzerine bir kadın çıkıp şarkı söyleyip dans etmeye başlıyor. Eskiden gerçekleşmiş bir olayı sembolize ediyorlarmış. Burada sizlere tren yolculuğu sırasında çektiğim resimlerden bazılarını yüklüyorum.








Tepedeki son istasyon Myrdal

Tren hem çıkışta hem dönüşte büyük şelalede 10 dakika mola veriyor. Suyun şiddetinden hem fotoğraf makinası hem üstünüz başınız bir hayli ıslanıyor. Japonlarla beraber zor şartlar altında çektiğimiz şelale resimlerinden bazıları aşağıda.






Bu tren hattı ile ilgili detaylı bilgi edinmek isterseniz Google da "Flamsbana" diye arama yapmanız yeterli. İnşa sırasındaki resimlerden tutun, mühendislik bilgilerine kadar yüzlerce dökümanı inceleyebilirisniz.

Gittiğimiz aynı trenle geri döndükten sonra, öğle yemeği yemek için gemiye döndük, yemeği takiben hava çok ısınmıştı, Füsun'u da alıp limandaki alışveriş dükkanlarını gezmeye çıktık. Nehrin üzerindeki köprüde, çimenlerde vakit geçirdik, bu arada hanımlar alışveriş yaptılar, keyifli bir öğleden sonraydı. Nehre elimizi soktuk, inanın çivi gibi bir su. Elini uzun süre suda tutamıyorsun, biz bu kadar soğuktan bahsederken akşam üzeri bir Norveçli yanımızdan koşarak geçip fiyordun sularına atladı ve yüzmeye başladı.

Köyün etrafı o kadar dik kayalılarla çevrili ki burada popüler sporlardan bir tanesi de parasailing. Fethiye'dekine benzer şekilde nereden atladıklarını göremediğiniz parasailingciler, geminin hemen yanındaki çimenlik alana iniş yapıyorlar.










Akşamüzeri ne yapalım diye turalarken, lunaparklardaki gibi minik bir tren gördük. Bu tren 1 saat boyunca sizi Flam'ın dışındaki yollarda, yazlık evlerin bulunduğu bölgelerde gezdiriyormuş. Kalkış saatine çok az vardı, hemen bindik, ve muhteşem bir havada, muhteşem manzaraları seyrederek, adamların yaşadıkları evleri inceleyerek (dikkatinizi çekerim burası bir KÖY) güzel bir gezi yaptık. Size birkaç Norveç köy evi fotoğrafı.

 Gezdiğimiz oyuncak tren








Oyuncak tren turunun son dakikalarında daha önce bahsettiğim denize atlama olayını gördük. Bu olay geminin yanaşdığı kıyının karşı tarafında oldu. Oradan da geminin tamamını fotoğraflayabilecek imkan doğdu.


Bir sonraki durağımız Bergen şehri Flam'a yakın olduğu için gemimiz bugün herzamankinden biraz daha geç 18:30 da hareket etti. Flam halkının küçük bir kısmı bizleri sahilden el sallayarak uğurladılar. Buranın halkının yazları tek geçim kaynağı hergün gelen turist gemileri. Yemek saatine kadar fiyordu seyrederek vakit geçirdik. Büyük gemilerin açık denize çıkması fiyord içerisinde tam hızla gidemediği için yaklaşık 8 saat sürüyor. Bu süre içerisinde görkemli manzaralara şahit olabiliyorsunuz.

 Flam'dan ayrılırken uğurlayanlar

Gece 3:30 gibi uyandım, sağa sola döndüm uyku tutmadı, balkona çıktım ve aşağıdaki manzara ile karşılaştım. Sizlerle paylaşıyorum. Tekrar söylüyorum. gece saat 3:30.


Yarın Bergen'deyiz.

11. GÜN    BERGEN


Bergen Norveç'in Oslo'dan sonra ikinci büyük şehri. Şu anda UNESCO'nun dünya mirasları kapsamaında yer alıyor. Gemimimiz bu güzel şehirde maalesef çok kısa kalacak. Saat 8:30 da kıyıya çıktık, ancak gemi saat 14 de hareket edeceğinden çok az dolaşabileceğiz. İlk önce otobüsümüzle şehir turu yaptık ve bu tur sırasında Norveç'in tipik evlerinin benzerlerini gördük, buradan şehrin parkına uğradık. Çok şiddetli bir yağmur var, bu nedenle insanın canı otobüsten inmek bile istemiyor. Galiba gezinin son durağını kasvetli bir şekilde dolaşacağız.






Otobüs turunun ardından şehirden 320 metre yüksekte olan Floien tepesine çıkmak üzere yatık trene geldik. Tren oldukça dik bir yamacı tırmanıyor, tepeye çıktığınızda 360 derece manzara görünümüyle Bergen şehri ayaklarınızın altında. Neyse ki yağmur durdu, hava biraz açtı da tepeden manzara seyretme imkanımız oldu. Burada şehrin deniz kıyılarının ne kadar girintili çıkıntılı olduğunu görebiliyorsunuz, yarım adacıklar çeşitli tip köprülerle birbirlerine bağlanmış ayrıca şehirde birden fazla liman mevcut. Tepeden manzaralar aşağıda:









Yukarıdan manzara seyredip, oradaki otelin restoranında bir kahve içiminden sonra yine trenle aşağıya indik, hemen trenin yakınında bulunan balık pazarını dolaşmaya başladık. Ben hayatımda bu kadar güzel ve iştah açıcı bir pazar görmedim. Füsun bile balık hariç diğer deniz mahsullerini çok fazla sevmemesine rağmen görüntüye imrendi ve sonuçta 250 gr. haşlanmış karides alıp pazarın arkasındaki piknik masalarında sabahın 10:30 unda afiyetle yedik.


Ayaküstü atıştırmak için çeşitli tabaklar hazırlanıp müşteriye sunuluyor.





Gemimiz saat 14 de Bergen'den hareket etti ve şehir manzarasını izleyerek açık denize açıldık.




12. gün hiçbir limana yanaşmadan denizde geçti. Yine İngiltere'nin doğu kıyılarını boylu boyunca geçerek en güneye, gemiye bindiğimiz Southampton limanına doğru yol aldık. Çeşitli faaliyetlere katıldık, son gün gemide indirimli satışlar oluyor, bunun için ana lokantalardan birini pazar yerine çeviriyorlar, takılar, t-shirtler, cüzdanlar, saatler ciddi indirimlerle satılıyor.


Akşam yemeğinden sonra herkes bavullarını toplamaya ayrıldı, çünkü gemilerde ki uygulamaya göre gece saat 12:30 a kadar herkes bavullarını kamaranın kapısına koymak zorunda, gece kullandığınız eşyalarınızı (pijama, diş fırçası vs...) ertesi günü el bagajınıza koyarak gemiyi terk ediyorsunuz. Gemide toplanan bavullar limandaki bir ambarda grup grup ayrılarak sizleri bekliyor. Sizde gemiden indiğinizde bavulunuzun hangi grupta olduğunu size dağıtılan etiketin rengine  göre buluyor ve teslim alarak limanı terk ediyorsunuz.


Sabah kalktığımda gemimiz Southampton'a yanaşmıştı, balkona çıktığımda geminin yanına bir tankerin bordaladığını ve yakıt ikmali yaptığını gördüm. Çünkü gemi 3200 kişiyi sabah boşaltıp, gerekli temizlik ve lojistik düzenlemelerden sonra yeni yolcularını alıp öğleden sonra 17:00 de bu sefer İngiltere ve İzlanda turuna çıkacaktı. Gerçekten inanması güç bir organizasyon fakat adamlar tıkır tıkır sistemi yürütüyorlar.

Son gün dağıtılan broşürdeki özet bilgilere göre 12 günde toplam olarak 3665 mil yol katetmişiz. Sonuç olarak zevkli, dinlendirici ve eğlendirici bir seyahatin sonuna geldik. Yeni gezilerde tekrar buluşmak dileğiyle.